Eda Aksoy

Eda Aksoy
“Bu sessizlik hayatımın her ânını tüketiyormuş, irdelersem deliririm sandım ama sonra uyandım ve bize ne yaptıklarını görmeye başladım, eylemdeki dehayı gördüm, senden bir şey alıyorlar, yerini sessizlikle dolduruyorlar, sen de uyanık olduğun her an o sessizlikle karşı karşıya oluyorsun, yaşayamıyorsun, sen, sen olmaktan çıkıyorsun, bu sessizliğin karşısındaki bir şey oluyorsun, sessizliğin bitmesini bekleyen bir şey, dizlerinin üstüne çöküp yalvaran, sessizliğe gündüz gece fısıldayan, alınan şeyin geri verilmesini bekleyen bir şeysin sen ve anca o zaman devam edebilirsin hayatına, fakat bitmiyor bu sessizlik işte, istediğin şeyin günün birinde geri verilme olasılığını açık bırakıyorlar, sen de sindiğin yerde felç olup kalıyorsun, köreliyorsun eski bıçaklar misali fakat sessizlik bitmiyor çünkü güçlerinin kaynağı bu ve sessizliğin gizli anlamı da böyle işte.”
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
“Hayat, birbirlerine uyan, birbirlerini tamamlayan bir erkekle bir kadının karşılaşmasıdır. Yağmur damlalarının denizle olan ilişkisi gibi, birinden ötekine geçebilmek, birbirini yaratmak, birbirinin koşulu olmaktır. İşte bu bütünlükten bir şey doğar, buna ahenk deriz, işte hayat budur. İnsanlar bunu çok ender yaşayabiliyor. Sen insanlardan kaçıyorsun çünkü hayatta başka ödevlerin olduğunu düşünüyorsun. Ben ise işte bu bütünlüğe ulaşmaya çalışıyorum.”
Görmem diyor; ne kadar çarpıcı, ne kadar duygusal değil mi? Ne kadar ezeli, ne kadar köklü bir kelime! Her şey görmekle başlıyor çünkü tanımak, özlem ve tutku hissetmek. Daha önce duygusuz bir et yığını olan beden arzu duyan insana dönüşüyor. Dünya görmekle başlıyor ve elbette aşk da. Efsunlu bir kelime bu, her şeyi içeriyor; arzuyu, tutku dolu sırları, hayatın gizli anlamını…Çünkü hayat görebildiğimiz kadarından ibaret.
Birine karşı sevgi beslememizin nedeni onun güzel, iyi kalpli veya iyi ahlaklı olması değil. İnsan bunları bilgeliğin ya da deneyimin çok da işe yaramadığını kavradığında, yani en sonunda anlıyor belki. Hayattan aldığımız ders bu, tamam, teselli etmiyor ama bir tür ders işte. Yani kabul etmemiz gerek; birini seviyorsak, bunun nedeni karşımızdaki kişinin sahip olduğu karakter özellikleri değil. Sadece güzel olması da değil; özel olacak ama öylesi de var: Çirkin, kambur ya da yoksul olması da değil. Seviyoruz sadece! Gerçek dünyada içeriğini çok da bilmediğimiz bir etki bu; bu etki, dünyanın devridaimi için niyetini çıkaramadığımız bir şekilde ve zamanda kendini ifade ediyor. Bizim için anlaşılmaz nedenlerden ötürü, karşı konulmaz gücüyle insanın ruhuna, duygularina temas ediyor, insan vücudundaki bezleri harekete geçiriyor, aklın parıltısıyla ışıldayan beyinleri uyuşturuyor.
Kendime ağladım. Sonra, bir zamanlar iyice tutkun olduğum, o akıllardan çıkmaz sevgiliye ağladım. Yanan evimizin zarif salonunda babamı nasıl da uğurlamıştı. Takıları ve konukseverliği ile göz kamaştıran, Beyazıt'ın arka sokağındaki basit eve şiir inceliği getiren o güzel kadına ağladım. Depoda saatlerce oturup askerler için kaba çuhadan giysiler diken soluk yüzlü kızcağıza ağladım. Havaalanından döndüğümde saçına çiçek takmış bulduğum, güzelliği artık bir ateşböceği gibi yanıp sönen, orta yaşlı kadına ağladım. Bir zamanlar öğle güneşi kadar yakıcı idi. Şimdi kimseleri tanımayan bu yaşlı kadının titrek bedeni içinde ufalanmış, bir avuç toz olmuş. Anneme ağladım.
Sayfa 397·Kitabı okudu