İrfan Orga

İrfan Orga

Yazar
9.0/10
58 Kişi
·
114
Okunma
·
6
Beğeni
·
1.116
Gösterim
Adı:
İrfan Orga
Unvan:
Türk Savaş Pilotu, Kurmay Subay ve Yazar
Doğum:
31 Ekim 1908
Ölüm:
29 Kasım 1970
Osmanlı İmparatorluğu’nun son devresinde (1908-1970) doğan İrfan Orga, Kuleli ve Harbiye’de okuduktan sonra 1930’larda Türk Silahlı Kuvvetleri’nde savaş uçağı pilotu olarak görev yaptı. Orga, yaşamı boyunca dokuz kitap yazdı. Bunların arasında en fazla ses getireni, Bir Türk Ailesinin Öyküsü, ilk defa 1950’de Portrait of a Turkish Family başlığı altında Londra’da ve New York’ta basıldı. Kitap o zamandan bu yana pek çok yabancı dile çevrildi.
Çocuklarda ve hayvanlarda içgüdü ne kadar da kuvvetli! Şimdi bir tehlike ile karşılaştığımda bunu çocukluğumda olduğu kadar açıklıkla göremiyorum. Yıllar, insanlardaki o hayvansal çevikliği törpülüyor, yok ediyor. Bugün beklenmedik bir durumla karşılaştığımda kılım kıpırdamıyor, ama o gün dedemin katıksız bir tehlike içinde olduğunu sezmiştim.
Vapur onların bahçe köşesini dönerken, orada uzaktan bizi seyreden amcamla yengeme ve evdeki yardımcılarına hepimiz el salladık. Hiçbirimiz artık bir daha yaşanmamak üzere geride bıraktığımız güzel günlere el salladığımızın bilincinde değildik.
...bir zaman geldi, sözünü ettiği bütün adlar artık bu dünyadan çekilmiş kişilerin adları oldu.
Yaşamı, kocasının evinde bir süs olmaktan öteye gitmiyordu, ama o bundan yakınmazdı, üstelik çok da mutlu görünürdü.
“Başkalarının hayatı her zaman için ilginçtir. Bu ister köy ortamında dolaşan bir dedikodu olsun, isterse Avrupa düzeyinde-pek fark etmez.” (John Betjeman)
Türkçe’nin doğru konuşulmasında gösterdiği duyarlılık ancak bir akademisyende bulunabilirdi.
Her ikisi de öyle ihtiyatsız ve anı anına yaşayan insanlar ki... Önlerindeki uzun yılları göremiyorlar. Tüm çocukluğum onların güzelliğini, gözyaşlarını ve sıkıntıya dayanma güçlerini inceleyerek ve üzülerek geçti.
Hiçbirimiz artık bir daha yaşanmamak üzere geride bıraktığımız güzel günlere el salladığımızın bilincinde değildik.
Yazar anılarını çocukluğuna denk gelen 1.Dünya Savaşı yıllarından itibaren anlatmaya başlamış. Yayıncının isteğiyle kitabın büyük çoğunluğunda çocukluk anılarına yer verilmiş. 2. Dünya Savaşı'nı da kapsayan gençlik dönemi kısa geçilmiş ve evlilik dönemiyle ilgili bazı bilgileri de sonda yer alan yazarın oğlunun kaleme aldığı sonsözde öğreniyoruz. İster anı olsun ister roman çocukluk çağının çocuk gözüyle anlatıldığı kitaplarda hep içimi cız ettiren bir şeyler bulunur. Çocukluk anılarının ve travmalarının insan hayatında ve karakterinin şekillenmesinde çok büyük payı olmasından kendi anılarım ve çocukluk düşüncelerim aklıma geldiğinde de benzer şeyler hissederim. Nitekim yazarın çocukluk travmaları da ileriki hayatında annesiyle olan ilişkisinde büyük rol oynamış. İnsan en çok sevdiklerine kırılır derler, annesine olan kırgınlığının belki de en hassas dönem olan çocuklukta vuku bulması bunda etkili olmuş olabilir. Yıllarca dünya savaşlarına özellikle Türkiye'nin de yer aldığı 1. Dünya Savaşı'na hep cephe gözünden baktıktan ve baktırıldıktan sonra, bu dönemde halkın içinde bulunduğu durumu bir anı vesilesiyle görmek gözümde yeni bir pencere açtı diyebilirim. Cephede askere üzülmekten belki de yıllarca halkın içinde bulunduğu durumu göz ardı etmiş olabiliriz. Hayatta belki de en üzücü şey insan hayatının bu tarz dış etkenlerle girdiği dolambaçlı yollar. Varlıklı bir ailenin savaş nedeniyle bir somun ekmeğe muhtaç duruma düşmesi, çocukluktan itibaren bir insanın hayatının böyle dış etkenler nedeniyle mutsuzluğa mahkum kalması kitabı okurken sürekli bırakma isteği duymama sebep oldu. Yazar kitabı kendi anadilinde değil İngilizce olarak kaleme almış ve kitap ilk olarak yurtdışında 50'li yıllarda basılmış. Ardından ülkemizde ancak 90'lı yıllarda piyasada yer alabilmiş. Çeviri konusu çoğu kitaptaki gibi ne yazık ki canımı sıkan mevzulardan biri oldu ama yine de göz ardı edebildim. Zira o sırada bir çocuk kalbi için yas tutuyordum sanırım. Sonuç olarak yeni bir dünya savaşının çok da uzakta olmadığı bir çağda tavsiye edebileceğim bir kitap. İyi okumalar dilerim.
Herkese mutlaka okumasını tavsiye ettiğim bir kitaptır. Yazar, Osmanlının son dönemlerinde geçirdiği güzel ve zengin günlerini anlatmakla başlar kitaba. Okurken keşke ben de o dönemde yaşayabilseydim diye dalar dalar gidersiniz. Sonrasında Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte çekilen sıkıntılar, sefalet, yoksulluk, acılar size büyük bir üzüntü verir ve halinize bir kez daha şükredersiniz. Kitabı bitirdiğinizdeyse tadı damağınızda "Vay be neler neler yaşanmış" dedirtecek bir tat bırakır.
1. Dünya Savaşın acı izleri ve gerçek yaşam öyküsü. Sadece okuduğumuz ; ama aklımızda canlandıramayacağımız ayrıntıları hissediyorsunuz. Mutlaka okunması gerek.
Birinci Dünya Savaşı'nın yıkıcılığı sadece ordu üzerinde değil aynı zamanda da halk üzerinde dolaylı yoldan hissedilmiş. Kocalarını kaybeden kadınlar, babalarını kaybeden çocuklar, oğullarını kaybeden analar.. Açlıktan ölen onca masum insan. Yokluk.. Savaşın getirdiği maddi yetersizlik yanında halkın geçirdiği buhranlı zamanlar.. Kitaptaki ailemiz zengindi ve savaş nedeni ile fakirliğe sürüklendi evet ama fakirlik zamanında bile ellerinde kıymetli mücevherleri vardı ve açlıktan bir nebze olsun kurtulabiliyorlardı. Peki ya diğerleri? Savaş herkese eşit davranmamış diyebilirim. Önerebileceğim bir kitap..
Osmanlının son dönemlerinde zenginlikten fakirliğe doğru hızla yol alan bir ailenin inanılmaz öyküsü. Orijinali İngilizce olan ve İngilizce konuşulan ülkelerde en çok satış gören Türk kitaplarından birisi. Döneme ışık tutan bir eser. Şiddetle tavsiye ediyorum.
İrfan Organın kendi ağzından dinlediğimiz anıları hem kendi aile hayatını, hem de dönem özelliklerini anlatmakta. İngilizce den çevrilen kitap varlıklı bir ailenin zamanla fakirleşmesi ve hayat şartlarına uyum sağlamasını anlatıyor. Savaş döneminde yaşanan zorluklar bütün açıklığıyla gözler önüne seriliyor.
Yeni baskısı da olan kitabın, ben 1994 ciltli baskısını bir sahaftan aldım. Beyaz sayfaya basılan kitabın okunması bana büyük bir keyif verdi. Son derece sade ve akıcı bir anlatımı olan kitapta, hiç bir basım hatası olmaması da dikkatimi çeken bir özellikti.
Bu kadar etkileneceğimi başlarken tahmin etmemiştim. Keşke bitmeseydi, dedim. Bir hayat bu kadar güzel anlatılabilir. Osmanlı Devleti'nin son dönemi, Türkiye Cumhuriyeti'nin başlaması ve yazarın oldukça yalın anlatımı müthişti.

Benden naçizane bir tavsiye, yazarı ve oğlunu da araştırmakta fayda var derim, ilginç bilgilerle karşılaşacaksınız.
1910'lu yılların başından 1940'a kadar uzanan bir zaman diliminde Orga Ailesi'nin yaşadığı her şeyi bire bir yaşadım adeta.
Kendimi şu an Orga Ailesi'nin bir parçası gibi hissediyorum.
Gerçekten de çok büyük acılar yaşamışlar. Her an ölüm ile burun buruna yaşayıp, bir yandan da hayata tutunmaya çalışmışlar.
Açlık, savaş, ölüm, adaletsizlik, çaresizlik. Bunlarla sürekli içiçe yaşamak! Bu kadar şeye nasıl dayanılır? Ama orga ailesi dayanmış, Ve bu durumu o kadar normal bir şeymiş gibi anlatılmış ki.İşte bu insanı çok etkiliyor.
İrfan Orga'nın oğlu Ateş Orga'nın son sözü ise eksik kalan parçaları tamamlıyor. Çünkü kitap öyle bir yerde bitti ki ister istemez merak ettim İrfan Bey'in geri kalan yaşamını.Ama o sonsöz bütün merakımı giderdi hatta daha fazlasını.
Kitabın sonunda yer alan resimlere bilerek başta bakmadım kitabı bitirdikten sonra baktım. Kitabın kahramanları ile karşılaştım buda beni çok duygulandırdı.
Kitab ingilizce olarak yazılıyor, İngiltere ve New Yorkda yayınlanıyor fakat bizim ülkemiz de bir neden'den dolayı ülkemizde geç yayınlanıyor. Sebebini belirtmiycem okuyunca anlarsınız.
Kitabı okurken adeta içinde kayboldum diyebilirim.
Orga Ailesi'nin öyküsünü bence mutlaka okuyun!
Gerçek bir yaşam öyküsü bizden. Varlıklı bir şekilde dünyaya gözlerini açıp da, yaşamış belli bir yaşam şekline alışmış birinin, savaşın yıkıcılığın da yoksulluğa düşmesi ve alıştığı yaşamla, alışmak zorunda kaldığı yaşam arasında kalmasını güzel akıcı bir dille anlatıyor…
"Bir Türk Ailesinin Öyküsü " 1950 yilinda "portrait of a turkish family" adiyla ingiltere'de basilmis, irfan orga'nin hayatini kaleme aldigi ,Osmanlı'nın son dönemini anlatan ,1910 yılından 1940'lı yılları arasında geçen gerçek bir yaşam öyküsü . İrfan Orga 1938'de İstanbul'da dedesinin evinde ( köşkte ) ahçıların, yardımcıların, dadıların, olduğu varlıklıklı bir aile yaşantısıyla dünyaya gelir . Dede tam bir İstanbul beyfendisi, Babaanne tam bir Osmanlı kadını ,ayrıca kitapta en sevdiğim karakterlerden biriydi babane torunuyla hamama gider herkesi etrafında fır döndüren otoriter ama her adımı sağlam bir kadın .İrfan olga 6 yaşına geldiğinde dedesini kaybeder bu olay çocuk aklıyla onu fazlasıyla etkiler . Sonrasın da ise Osmanlı'nın Fıransa'ya savaş ilanı ile tüm yaşamları alt üst olur .Babası ve amcasını bu savaşta ölüyor .Savaşın getirdiği yoksulluk aileyi sarsmaya başlıyor ve acı günler başlıyor .Savaşın acımasız iç yüzü tokat gibi yüzünüze öyle bir iniyor ki içiniz ürperiyor her satır canınızı yakıyor göznüzden yaşlar kendiliğinden akıyor.Savaşın ortasında yaşam mücadelesi veren üç küçük çocuk bir anne bir babanne ile aç kalıyor ,haslalığı iliklerinizde ,özlemi kalbinizde hissediyorsunuz .Tabi kitabı okurken bu kadar etkilenme sebebim İrfan Orga'nın anlatımı kesinlikle büyük etken .Sizi o döneme alıp götürüyor savaş uçaklarını ,patlayan silahları duyuyor tüm karakterler ete kemiğe bürünüp karşınıza oturup size bakıyor .Evet aynen böyle hissettim .
Savaşın getirdiği yoksullukla yaşadıkları köşkten daha küçük bir eve taşınmak zorunda kalıyorlar bir süre sonra mahalle komple ataşe veriliyor ve civardaki evler yakılıp yıkılıyor .(Sanırım beni en etkileyen gözyaşlarına boğan kısımda buydu ) İnsanların çığlıkları Şevkiye (İrfan Orga'nın annesi ) hanımın çırpınışları kulaklarımda çınladı sanki ...yarı aç yarı tok günler birbirini kovalarken annesi Ordu deposunda çalışmaya başlar çocukları İrfan ve Mehmet'i öksüzler için açılan bir vakıf okuluna verir . 1919 yıllarında subay olmaya karar veren Mehmet ve İrfan Kuleli'ye başlıyorlar fakat Ermenilerin istanbulu işgali ile okul kapatılıyor.Tokat'a gidiyorlar bir süre sonra Kuleli'nin tekrar açılması ile okula geri dönüyorlar .İrfan Kuleli'den Harbiye'ye piyade birliğinden hava kuvvetlerine geçer velhasıl iki erkek kardeş okur ve meslek sahibi olurlar .Savaşın acımasızlığı geride kalırken annesi yaşadıklarını kaldıramayıp akıl hastası olur ve bir süre sonra hayata veda eder .Mehmet evlenir, küçük kız kardeşi evlenir. babaanne kalan ömrünü onlarla sürdürür . Yaşlı bünyesi dayanamayıp hayata veda eder.İrfan Orga 1940 lı yıllarda Irlandalı evli bir kadına aşık olur .Fakat o dönemde Ordu da yabancılarla olan ilişki suç teşkil edecek durumda sayıldığı için Ordu'dan kovulur hatta ülkesine bile gelemez çünkü ödemesi gereken (yüksek bir mebla) tazminat ödemek durumunda kalıyor .Bir oğlu oluyor onu İngiliz kültürü ile yetiştirmek istemiyor hatta çevre edinmesini bile engelliyor tam bir Türk genci olarak yetişiyor Ateş Orga ...
İrfan Orga 29 Kasım 1970 yılında zorlu yaşam mücadelesini kaybediyor aramızdan ayrılıyor.

Kitapla ilgili son söylüyebileceğim muhteşem bir eser tekrar tekrar okunup bıkmayacağım türden...Kesinlikle tavsiyemdir hele benim gibi tarihe ışık tutan dönemi tüm çıplaklığı ile önünüze seren kitapları seviyorsanız bu kitap tam size göre ....Kitapla kalın

Yazarın biyografisi

Adı:
İrfan Orga
Unvan:
Türk Savaş Pilotu, Kurmay Subay ve Yazar
Doğum:
31 Ekim 1908
Ölüm:
29 Kasım 1970
Osmanlı İmparatorluğu’nun son devresinde (1908-1970) doğan İrfan Orga, Kuleli ve Harbiye’de okuduktan sonra 1930’larda Türk Silahlı Kuvvetleri’nde savaş uçağı pilotu olarak görev yaptı. Orga, yaşamı boyunca dokuz kitap yazdı. Bunların arasında en fazla ses getireni, Bir Türk Ailesinin Öyküsü, ilk defa 1950’de Portrait of a Turkish Family başlığı altında Londra’da ve New York’ta basıldı. Kitap o zamandan bu yana pek çok yabancı dile çevrildi.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 114 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 71 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.