Böyle bir dünyada bir öğretmenin öğrencilerine vermesi gereken son şey daha fazla bilgi. Zaten gereğinden fazlasına maruz kalıyorlar. Bunun yerine insanların bilgiyi anlamlandırabilme, neyin önemli neyin önemsiz olduğunu ayırt edebilme ve her şeyden önce de pek çok bilgi parçasını dünyaya ilişkin geniş bir resme dönüştürebilme yeteneğine gereksinimleri var.
İnsanlar diğer tüm hayvanlardan daha iyi işbirliği yapabildikleri için dünyayı kontrol ediyor ve kurmacaya inandıkları için işbirliği konusunda bu kadar iyiler.
İnsanlar cehaletlerinin ayırdına pek sık varmazlar çünkü kendilerini, benzer düşünen arkadaşlar ve düşündüklerini olumlayan haberlerden oluşan bir yankı odasına kapatırlar ve odada inançları durmadan desteklenirken neredeyse hiç sorgulanmaz.
Önyargılarla ve baskıcı rejimlerle savaşmak büyük cesaret ister ama bilgi eksikliğini kabul edip bilinmeze doğru yol almak daha fazla cesaret istiyor. Bir şeyi bildiğimizi zannediyorsak bile fikirlerimizi sorgulamaktan ve kendimizi gözden geçirmekten kaçınmamalıyız. Çoğu insan bilinmezden korkar ve her soruya karşılık başı sonu belli cevaplar almak ister. Bilinmezlik korkusu elimizi kolumuzu bir zorbadan daha fena bağlayabilir. İnsanlar tarih boyunca bir dizi mutlak cevaba inanmazsak insan toplumlarının sonunun geleceği en dişesiyle yaşamıştır. Oysa modern tarih, bilmediğini kabul edip zor sorular soran cesur insanlardan oluşan toplumların, herkesin sorgulamadan tek bir gerçeği kabul etmek zorunda olduğu toplumlardan hem daha zengin hem de daha huzurlu olduğunu gözler önüne serdi. Hakikati kaybetmekten korkan insanlar dünyaya pek çok farklı açıdan bakmaya alışık insanlardan daha saldırgandır. Cevaplayamadığınız soruların faydası, sorgulayamadığınız cevapların faydasından fazladır genellikle.
Başkalarını incitmek her zaman beni de incitir. Dünyadaki tüm vahşi eylemler birinin kafasındaki vahşi arzulardan doğar ve bu vahşi arzular başkalarının huzurunu ve mutluluğunu kaçırmadan önce o kişinin kendi huzurunu ve mutluluğunu kaçırır. İnsanlar zihinlerini açgözlülük ve kıskançlıkla doldurmadan hırsızlık yapmazlar pek. Önce öfkeye ve nefrete kapılmadan cinayet işleyen çok çıkmaz. Açgözlülük, kıskançlık, öfke ve nefret gibi duygular hiç hoş değildir. Öfke ya da kıskançlıktan kudururken coşku ve huşuya kapılamazsınız. Dolayısıyla siz birini öldürmeden öfkeniz iç huzurunuzu öldürmüştür. Esasen, öfkenize sebep olan şahsı öldürmeseniz de yıllar boyunca öfkeden kudurup durabilirsiniz. Bu durumda kimsenin canını yakmış sayılmazsınız ama yine de kendinize zarar verirsiniz. O yüzden bir tanrının emri değil de kendi çıkarınız doğrultusunda öfkenizin üstesinden gelmeniz gerekir. Öfkeden tamamıyla kurtulursanız, iğrenç düşmanınızı öldürerek elde edeceğinizden çok daha büyük bir huzura kavuşursunuz.