Kişisel kimlikler ve koskoca toplumsal sistemler bir anlatı üstüne kurulunca, ondan kuşku duymak anlatıyı destekleyen delillerden ötürü değil, anlatının çöküşü bireysel ve toplumsal bir felaketi tetikleyeceği için akla gelmez. Tarihte kimi zaman çatı temellerden daha önemlidir.
Birine gerçekten aşıksanız hayatın anlamını kafaya takmazsınız.
Peki ya aşık değilseniz? Aşk hikayesine inanıyor ama aşık değilseniz en azından hayatınızın amacını bilirsiniz: gerçek aşkı bulmak. Sayısız filmde izlediğiniz, sayısız kitapta okuduğunuz bir hikaye bu. Bir gün o özel kişiyle tanışıp onun parıldayan gözlerinde sonsuzluğu göreceğinizi, tüm hayatınızın birdenbire anlam kazanacağını ve içinizi kemiren tüm soruların o ismi tekrar tekrar söyleyerek cevaplanacağını bilirsiniz; tıpkı Batı Yakasının Hikayesi'ndeki Tony ya da balkondan aşağı kendisine bakan Juliet'i gören Romeo gibi.
Binlerce yıl boyunca milyarlarca endişeli insana anlatılan popüler hikayelerden biri, hepimizin tüm varlıkları kapsayan ve birbirine bağlayan ebedi bir döngünün parçası olduğunu anlatır. Her varlığın bu döngüde ayırt edici bir işlevi vardır. Hayatın anlamını çözmek kendinize özgü işlevi anlamak, iyi bir hayat yaşamak da bu işlevi gerçekleştirmek demektir.
Hindu destanı Bhagavad Gita büyük savaşçı prens Arjuna'nın korkunç bir savaşın ortasında kafasındaki kuşkularla nasıl cebelleştiğini anlatır. Karşı orduda arkadaşlarını ve akrabalarını görünce savaşmaya devam edip onları öldürmeye tereddüt eder. İyi ve kötü nedir, bunları kim belirlemiştir ve insan hayatının amacı nedir diye sorgular. Bunun üzerine tanrı Krishna, Arjuna'ya büyük kozmik döngüde her varlığın kendine has bir "dharma'sı", izlemesi gereken bir yolu ve yerine getirmesi gereken görevleri olduğunu açıklar. Dharma'nızı gerçekleştirirseniz, yol ne kadar zorlayıcı olursa olsun, iç huzuruna kavuşur, kuşkulardan kurtulursunuz. Dharma'nızın peşinden gitmeyi reddeder ve başka birinin yolunu benimsemeye çalışırsanız ya da hiçbir yolda ilerlemeden dolanıp durursanız, kozmik dengeyi bozarsınız ve ne huzur bulur sunuz ne de neşe. Yolu izlediğiniz sürece, size özgü bu yolun ne olduğunun bir önemi yok. Çamaşırcılık yoluna baş koymuş bir çamaşırcı kadın, prenslik yolundan sapan bir prensten çok daha üstündür.
Miadını doldurmuş bir okula kısılıp kalmış on beş yaşındaki bir gence verebileceğim en iyi tavsiye: yetişkinlere fazla bel bağlama. Çoğu iyi niyetli ama dünyayı anlamıyorlar işte. Eskiden yetişkinleri örnek almak nispeten sağlam bir yoldu çünkü dünyayı oldukça iyi biliyorlardı ve dünya yavaş değişiyordu. Ama 21. yüzyıl farklı olacak. Değişimin artan hızı yüzünden, yetişkinlerin söylediği şeylerin eskimeyecek bir bilgi mi yoksa modası geçmiş bir önyargı mı olduğu belli olmayacak.