“Eğer üstüne bomba düşecekse düşecektir. Bunun için endişelenip duramazsın. Yalnızca yapmayı sevdiğin şeyi yap ve hayatın tadını çıkar. Haklı değil miyim?”
“Bana ne kadar acımasız davrandığını şimdi anlıyorum, ne kadar acımasız davrandığının ve nasıl aldattığını. Neden beni hor gördün? Neden kendi kalbini de yanılttın, Cathy? Seni avutacak tek söz söylemeyeceğim. Bunu hak ettin. Sen kendi kendini öldürdün. Evet beni dilediğin gibi öpüp ağlayabilirsin, benden de karşılık görebilir, bana da gözyaşı döktürebilirsin; bunlar seni yakıp bitirecek, seni kahredecek. Beni seviyordun öyleyse beni bırakıp gitmeye ne hakkın vardı? Söyle, Linton’a duyduğun o geçici heves yüzünden beni bırakıp gitmeye be hakkın vardı? Çünkü ne yoksulluk ne alçalma ne ölüm, kısacası Tanrı ile Şeytan’ın el birliği ile üzerimize yığabileceği hiçbir şey bizi ayıramayacakken bunu sen kendi isteğinle yaptın. Senin kalbini ben kırmadım, onu sen kendin kırdın; kendininkini kırarken benimkini de kırdın. Güçlü oluşum benim için daha da kötü. Yaşamak istiyor muyum? Benim için bu nasıl bir yaşam olacak, sen… Of Tanrım! Ruhum mezarda iken bedenim yaşamış, ne yapayım?”
“Yeryüzündeki her şey yok olsa da yalnız o kalsa, ben var olmakta devam ederim; başka her şey yerinde dursa da yalnız o yok olsa, evren bana tümüyle yabancılaşır. Ben artık bu evrenin bir parçası değilmişim gibi olur.”