Bir kere daha pencereden dışarı baktığında, Dünya denen o devasa bileğitaşı da dönüşünü bir kez daha gerçekleştirmişti; avluda doğan güneş kıpkırmızıydı. Bileğitaşı sabah sessizliğinde orada bir başına duruyordu; üzerindeki kızıllık güneşten kaynaklı olmadığı gibi, güneşin silebileceği türden bir şey de değildi.
Her insanın bir başkası için sonsuz bir muamma oluşu, üzerinde düşünülmesi gereken muzazzam bir hakikattir. Gecenin bir yarısı büyük bir şehre girdiğimde, karanlıkta kümelenmiş evlerin her birinin kendine ait sırlar barındırdığını, bu evlerin her bir odasının bir sırrı olduğunu düşünürüm; orada çarpan yüzlerce, binlerce yüreğin her biri en yakınındaki için bile muammadır. Ölümün korkunçluğunun bir kısmı da bundandır.