"Başkaları için yaşamaya kalkan kişi, bir bağımlıdır. Amaçları açısından bir asalaktır, hizmet ettiği
kimseleri de asalak haline getirir. Bu ilişkiden doğabilecek tek şey, birlikte yozlaşmaktır. Kavram
olarak imkânsız bir şeydir bu. Gerçek hayatta buna en yakın olan şey, başkalarına hizmet etmek için
yaşayan kişidir ki o da köledir. Eğer fiziksel kölelik bile iğrenç bir kavram gibi gözüküyorsa, ruhsal
kölelik bundan ne kadar daha iğrenç bir kavram olmalıdır! Savaşta ele geçirilen bir kölenin kendine
göre bir gururu vardır. Karşı koymuştur ve içinde bulunduğu durumu kötü bir şey olarak görmektedir.
Ama kendini kendi isteğiyle köle haline getiren, bunu sevgi uğruna yaptığını söyleyen adam,
yaratıkların en aşağılığıdır. İnsanlığın onurunu düşürmekte, sevgi kavramını küçültmektedir.
Çevremizdeki insanlara bak. Neden acı çektiklerini,
neden hep mutluluk arayıp bir türlü bulamadıklarını merak etmiştin. Bir insan şöyle bir durup kendi
kendine, benim hiç gerçek anlamda kişisel bir arzum oldu mu, diye sorsa, cevabı hemen bulur. Bütün
isteklerinin, çabalarının, rüyalarının, ihtiraslarının hep başka insanlardan gelme bir motivasyon
olduğunu görür. Aslında çabaları maddesel zenginlik uğruna bile değildir, elden düşmecinin hayali
sayabileceğimiz saygınlık içindir. Bir onay arar. Kendinin olmayan bir onay. Ne o mücadeleden bir
keyif alır, ne de başardığı zaman bir sevinç duyar. Bir tek şey için bile, 'Bunu isteyişim, kendim
istediğim içindir, yoksa komşularım bana imrensin diye değil,' diyemez. Ondan sonra da, neden
mutsuzum diye merak eder. Mutluluğun her türü, kişiye özeldir. En büyük anlarımız kişiseldir,
kendimizden kaynaklanan bir motivasyondan gelir, ona el sürülemez. Bizim için kutsal olan, değerli
olan şeyler, herkesle paylaşılmayan, orta malı olmayan, çekip kurtardığımız şeylerdir
"Dünyanın en temel derdi, özgürlükle zorlamanın birbirinin tersi olduğu yolundaki yanılgı,"
diyordu Ellsworth Toohey. "Bugünkü dünyayı ağırlığıyla ezen dev sorunları çözebilmek için, önce
zihnimizdeki kargaşayı çözmek zorundayız. Kendimize felsefi bir perspektif edinmek zorundayız.
Aslında özgürlükle zorlama aynı şeydir. Bunu size basit bir örnekle göstereyim. Trafik ışıkları,
canınız istediği anda karşıya geçme özgürlüğünüzü kısıtlar. Ama bu kısıtlama, kamyonlara ezilmeme
özgürlüğünü getirir size. Eğer bir işe atansanız ve o işten ayrılmanız yasaklansa, kariyerinizin
özgürlüğü sınırlanır. Ama bu size işsizliğe karşı bir güven getirir. Ne zaman üzerimize yeni bir zorgu
yüklense, otomatik olarak yeni bir özgürlük kazanırız. Bunun ikisi ayrılamaz. Ancak tam bir zorguyu
kabul ettiğimiz zaman topyekûn özgürlüğe ulaşırız."
"Dünyada mutluluk olamaz diyen insanları düşünüyordum. Yaşamakta bir neşe bulabilmek için
nasıl çabalıyorlar, Bak ne mücadeleler veriyorlar. Bir canlı yaratık neden acıyla yaşasın. Bir insanın
kendi sevinci dışında herhangi bir amaç için yaşamasını kim, ne hakla isteyebilir? Her insan onun
peşindedir. Vücudunun her zerresi onu ister. Ama hiç bulamıyorlar işte. Acaba neden? Sızlanıyorlar,
hayatta bir anlam bulamadıklarından yakiniyorlar. Benim özellikle nefret ettiğim bir tür insan vardır.
Daha yüksek bir amaç, evrensel bir amaç arayanlar. Ne için yaşayacaklarını bilemeyenler. 'Kendimizi
bulmalıyız
1 diye inleyip duranlar, her tarafta herkesten duyarsın bunu. Yüzyılımızın tipik zırvası oldu
artık. Açtığın her kitapta var. Salyası akan her kişinin itirafında var. Bunu itiraf etmek soylu bir şey
sayılıyor. Oysa bence en utanç verici şey bu olmalı."