Detaylı açıklamalarının pek azı kişinin hafızasında yer ediyor, akıl bu bilgileri -ağaçların olgun meyvaları dalından atması gibi- düşürüyor. Çiçeği, kökü ve çiçeğin sapını tanımlamak, çiçeğin büyümesini öğrenmek mümkün ama sabah çiğinde yıkanmış taze bir çiçeğin kokusunu sevmek öğrenilmez.
Öğrenciler sanki oraya (üniversiteye) düşünmeye değil sadece öğrenmeye gidiyorlardı. Öğrenmenin kapısından giren, yalnızlık, kitaplar ve hayal kurma gibi mutluluk dolu alışkanlıkları dışarıda bırakıyordu. Geleceğe yönelik bilgiler biriktirdiğimi düşünerek kendimi avutabilirdim ama bugünün mutluluğunu ilerideki zenginliğe tercih edecek kadar saftım.
Stevenson’un dediği gibi, genç yazarlar kendilerine güzel gelen her şeyi taklitten hoşlanırlar. Büyük insanların çoğu ancak, yılların kazandırdığı tecrübelerden sonra fikirlerini süzgeçten geçirmeyi öğrenirler.
Böyle bir acıyı yetişkin yaşımda yaşamış olsam ruhum onarılmaz bir biçimde yaralanırdı. Ama çocuklara özgü bağışlayıcılık yaşadığım kederli günleri silip götürdü.