duyun istedim,
feryadımı.
görün istedim,
yıkıntımı.
tadın istedim,
acılarımı.
dokunun istedim,
yaralarıma.
koklayın istedim,
külümü ve yangınımı.
duymadınız,
görmediniz,
tatmadınız,
dokunmadınız,
koklamadınız.
bir ben yaşadım
beş duyumla algıladığım
yüreğin yangınını.
ve bir ben tattım,
yaşamak denilen,
bu dünya yerinde,
her gün yeniden ölmeyi.
her gün yeniden doğmayı.
ejderhalar çıkarıyorum
duvar kovuklarından
alevler çıkarıyorum
yağmur karaltılarında
hâzin
yürüyorum
uzattım ellerimi
çok uzaklara gitmiş
yıldızları düşürmüş gelirken
yıldızsız kalınca gece
uyunur
tavanı yok siyah gök
sırtüstü yere yattım
tavansız göğe düşüyorum
Asaf Hâlet Çelebi
oysa ben sevgili! dünyaya seninle bakarken
daima ruh penceresinden bakardım
sonra senden gelen bir taş çalınıp
bir çatırtı koptu pervazlarımda
ben sevgili! dünyayı görmeye başladım
aşkın penceresinde bir kırık pervaz | 30.10
öylece okuyup geçtiğimiz, mânâsız bulduğumuz şiirlerin ardında derin mânâlar yatar ve bu derin kuyu öyle lanetlidir ki o kuyuya bir taş attıktan sonra yankısı her şiirin ardı sıra sürer ilk taştan sonra okunan her şiir artık zihinde didik didik edilir bir sırça gibi batar durur asıl olan mânâya ulaşma hırsı
benim derin kuyuya attığım ilk taşlardan biri de ilk okunduğumda mânâsına varamadığım Ülkü Tamerin oğlunun intiharı üzerine yazdığı ve şiirde de intihar sebeplerini sıraladığı
Konuşma Şiiri
Aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
Üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
Ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
Hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.
İyi nişan alırdı kendini asan zenci,
Bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
Sizden iyi olmasın, boşanmada birinci...
Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen. Ülkü Tamer
Pelte pelte karanlığım koyu, zifir
Göklerin üstüme abandığı gecelerdeyim
Dinle, sana bir şarkı söyleyeceğim özlem dolu
Dinle, bütün çalgıların sustuğu yerdeyim