Kırmızı; bir demet Karizantem çiçeğini boyayan renk ve içinde barındırdığı anlamıydı. Sessiz isteklerin boynu bükük narin bir çiçeğin bedeninde bulduğu hayattı, arzusu ile yanmamıza rağmen sabırla umut etmekti. Çaresizce bekleyen bir bedenin gözlerinden hüzünle süzülen birkaç damla yaştı. Susmaktı kırmızı, durmaktı; sevdiğine ulaşmak için attığın her bir adımda sancılar içinde kıvranıp, tam ulaşacakken göğsündeki keskin acıyla geri dönmekti. Ve ölümdü kırmızı; bedenin değil, ruhun ölümüydü. Biçare arzuların ve kimsenin duymadığı boğuk çığlıkların içinde yavaşça varlığının silinmesini izlemek, gittikçe yok olan hislerinin ardında bıraktığı boşlukta boğulmaktı. Ve sonunda tamamen kaybettiğinde kendi benliğini, ölümünü simgeleyen bir demet kırmızı karanfili toprağa hediye etmekti.