İman, bazı felsefecilerin ve kelamcıların ileri sürdüğü gibi soyut zihnî bir bilgi; bazı tasavvuf ehlinin dediği gibi ruhsal bir doyum; bazı dünyadan yüz çeviren ve aşırı ibadet edenlerin savundukları gibi soyut bir tapınma olmayıp, bütün bunların ifrat ve tefritten uzak bir şekilde bir arada bulunmasıdır.
Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle, kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta düzensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz.