" Zaman olarak ne kadar geriye giderse, anıları da o kadar canlı, güçlü oluyordu. Aslında geriye gittikçe hayatın içindeki iyiler de, hayatın kendisi de o kadar güzel, o kadar dolu dolu oluyor ve bunlar sürekli birbirine karışıyordu. "
" İvan İlyiç onca insanın yaşadığı şu koca kentte, onca eş dost arasında ve onca aile üyesiyle birlikteyken, ne denizlerin dibinde, ne de toprağın binlerce metre altında bir benzeri daha bulunamayacak korkunç bir yalnızlıkla yüzü divanın arkalığına dönük yatarken, yalnızca geçmişin hayaliyle yaşıyordu. "
" Hastalığı başlayıp da hekime ilk gidişinden bu yana İvan İlyiç'in yaşamı sırayla birbirinin yerini alan, birbirine ters iki ruh haline bölünmüş gibiydi: Kâh umutsuzluğa kapılıyor, ölüm denen ve insana dehşet veren anlaşılmaz şeyi beklemeye başlıyor, kâh umutlanıp büyük bir ilgiyle bedeninin çalışmasını gözlemlemeye koyuluyordu. "
" Bir an bile soluk aldırmayan acıları tek başına çekerek hemen her zaman yüzü divanın arkalığına dönük yatıyordu ve kafasında hep o çözümsüz soru vardı. Neyin nesiydi bu? Gerçekten de ölüm müydü? Bu soruyu iç sesi yanıtlıyordu: Evet gerçekten o! Peki bu çektiğim acılar niçin? Ses yanıtlıyordu yine: Hiç, öylesine işte... Bunun dışında ve ötesinde başka hiçbir şey yoktu. "