" Bu konu üzerinde onlarca yıl çalıştıktan sonra, şu an 'dikkate zararlı bir kültür' -derin ve uzun süreli odaklanmanın hepimiz için çok güç olduğu, bunun için akıntıya karşı yüzmemiz gereken bir ortam- geliştiriyor olabilir miyiz sorusunu sormamız gerektiğine inanıyor Joel. dikkat zayıflamasında rol oynayan pek çok etmen için bilimsel kanıtlar bulunduğunu ve bazı insanlar için kimi nedenlerin biyolojilerinde yattığını, ama şu sorunun da yanıtını bulmamız gerekebileceğini söylüyor: 'Toplumumuzda arızalı olan belli şeylerin doğurduğu bir salgınla karşı karşıya olduğumuz için mi insanlar sık sık bu noktaya sürükleniyor?' "
" Dikkatimize ne olduğunu fena halde yanlış anladığımıza inanmaya başladım. Yıllar boyunca odaklanamadığım zamanlarda kendimi suçlamıştım ben. Tembelsin, disiplinsizsin, çekidüzen ver kendine, demiştim. Ya da suçu telefonuma atıp ona öfkelenmiş, keşke hiç icat edilmeseydi, demiştim. Tanıdığım insanların çoğunda da aynı tepkiyi görmüştüm. Ama burada aslında kişisel başarısızlıktan ya da tek bir icattan çok daha derinlere uzanan bir şeyler olduğunu öğrendim.
Bunu ilk olarak, çocuklarda dikkat sorunları konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından biri olan Profesör Joel Nigg'le görüşmek için Portland, Oregon'a gittiğimde anlamaya başladım. Dikkat sorunlarımızdaki artışı obezite oranlarındaki artışla karşılaştırmanın ne olup bittiğini anlamama yardımcı olabileceğini söyledi Joel. Obezite bundan elli yıl önce çok nadirken, günümüz Batı dünyasında çok sık görülmeye başladı. Bunun nedeni birdenbire açgözlü veya kendini tutamaz hale gelmiş olmamız değil. ' Obezite tıbbi bir salgın değil - toplumsal bir salgın. Kötü gıdalarımız var örneğin, öyle olunca da insanlar şişmanlıyor tabii. ' Yaşam tarzımız ciddi ölçüde değişti -sunulan gıdalar değişti, yürümenin veya bisiklete binmenin zor olduğu şehirler inşa ettik- ve çevremizdeki bu değişimler vücutlarımızda değişimlere yol açtı. Dikkat ve odaklanma konusundaki değişimlerde de buna benzer bir şeyin söz konusu olabileceğini söyledi Joel. "
" Bu trendlerin bizi nereye götürdüğüne ilişkin kanıtların da karamsar bir tablo ortaya koyduğunu öğrendim. Örneğin ortalama bir Amerikalı üniversite öğrencisinin herhangi bir şeye ne sıklıkta dikkatini verdiğini araştıran ufak bir çalışmada, öğrencilerin bilgisayarlarına izleme yazılımları yerleştirilmiş ve olağan bir günde ne yaptıkları gözlemlenmiş. Öğrencilerin ortalama altmış beş saniyede bir meşgul oldukları şeyden başka bir şeye geçtikleri ortaya çıkmış. Tek bir şeye odaklanarak geçirdikleri sürenin medyanı on dokuz saniye çıkmış. Yetişkin olduğunuz için kendinizi daha üstün hissettiyseniz acele etmeyin. California Üniversitesi Irvine kampüsünde enformatik profesörü olarak görev yapan -ve görüşme fırsatı bulduğum- Gloria Mark'ın gerçekleştirdiği başka bir çalışmada, ofiste çalışan yetişkinlerin tek bir işle ortalama ne kadar meşgul oldukları gözlemlenmiş. Sonuç: üç dakika. "
" Uygarlığımızın üstünü kaşıntı tozu kaplamış da, kaşınan zihinlerimizi sallayıp durmaktan, önemi olan şeylere ilgi gösteremez hale gelmişiz gibi hissediyordum. "
" Başka bir gün Paris'te Mona Lisa'yı görmeye gittim. Dünyanın dört bir yanından gelmiş, ön tarafa geçmek için birbirini itip kaktıktan sonra ona hemen sırtını dönüp selfi çeken, sonra yine itiş kakış oradan uzaklaşan insan kalabalığından görünmüyordu. Bu kalabalığı bir saatten uzun süre seyrettim. Mona Lisa'ya birkaç saniyeden fazla bakan kimse -tek bir kişi bile- olmadı. Yüzündeki gülümseme bir muamma olarak görünmüyor artık. On altıncı yüzyıl İtalyası'ndan bize bakıp, ' Niye eskiden olduğu gibi bakmıyorsunuz bana? ' diye soruyor sanki. "