Serinkanlılıkla itişip çekişen gökcisimlerinin, ışıklara barınak olmaya yeni başlamış yıldızların, soğuk güneşlerin ve karanlık boşlukta alevlenen nebulaların içinden görkemli ritmiyle salına salına geçen şiir, fasılasız hareket içindeki mecalsiz bir gümüş mekik gibi bütün bu uğuldayan gezegenlerin, gümbürtülüyle çarpışan semavi sistemlerin arasında dolaşarak insanın o kırılgan sesini, hassas avazını, mızmız cırıltısını üflüyordu küçük kavalından.