Gökyüzü bütün yıldızları kucaklayacak kadar geniş değildi.Bu yüzden ufuklardan taşıyor, yeryüzüne dökülüyorlardı sanki.Ama birçokları,belki benim tepemde bulunanların hepsi, gelip kaynağa inmişlerdi.O küçücük gölcükte ışıl ışıl yanıyorlardı.Ve gölcük de gökyüzü kadar derin görünüyordu o haliyle.Yıldızlar suyun yüzünde öyle ışıldıyorlardı ki, onları oradan kova kova alıp kıyıya dökmek geliyordu içimden.Yıldızlar, kıvrım kıvrım akan dere ile beraber de akıyor, dipteki taşları aydınlatıp patlatıyorlardı.Akıntısız,durgun olan yerlerde ise, göklerdeki kadar derin ve parlaktılar.Bozkırdaki bu kaynağın sularına baktıkça,onu,insan ruhunun aydınlandığı,sonsuz hayallere daldığı, bütün evreni içine alıp yansıttığı zamanlardaki haline benzettim.
Şunu bilmelisin ki, hiç kimse bir başkasının düşünmesine,bir şeyi arzu etmesine ya da hayaller kurmasına engel olamaz.İnsanları hayvanlardan ayıran da işte bu düşünme, hayal etme özellikleri, düşünme yetileridir.