Acaba böyle aşklar sadece Doğu’ya mı özgüydü, bir çeşit harese miydi bu da insanın kendini helak ettiği. Ah minel aşk sözü başka dil çevrilebilir miydi? Bu tutkusuz, birbirine benzemiş, kişilikleri silinmiş, çıkarların yönettiği kent insanları dünyasında Hüseyin’in derin tutkusunu kıskandığımı hissettim. Bu dizileri yazdıracak bir sevda nasıl bir şey olmalıydı ki sonunda onu kızgın çöllerde ki Mecnun misali ölüm vadisine sürüklemişti.
“Şikayet ettiğimi sanma sakın”diyordu Hüseyin, “Sevgilinin ayakları altında ezilen üzüm gibi / Lal renkli şaraba dönüştüm ben / Bu yüzden razıyım ezilmeye”.