İşte o an Tsukuru nihayet her şeyi kabullenmeyi başarabildi. Tsukuru Tazaki ruhunun derinliklerinde anlayabiliyordu artık. İnsanların yürekleri arasındaki bağ yalnızca uyum üzerinden oluşmuyordu. Aksine, bir yaradan diğerine daha derin bağlar oluşuyordu. Acı acıyla, kırılganlık kırılganlıkla yürekleri birbirine bağlıyordu. Elemli çığlıklar olmadan suskunluk, kan toprağa akmadan affediş, insanın içini lime lime eden kayıplardan geçmeden kabulleniş mümkün değildi. İşte bu, gerçek uyumun kökünde var olan şeydi.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“Ben hiçbir şeye inanmam. Ne mantığa, ne de mantıksızlığa. Tanrı’ya inanmadığım gibi, şeytana da inanmam. Bu konuda bir savın uzantısı olamayacağı gibi, sıçrama diyebileceğimiz bir şey de söz konusu değil. Yalnızca o şeyi olduğu gibi kabul ederim. İşte bu benim en temel sorunum. Özne ve nesneyi ayıran doğru düzgün bir duvar öremiyorum.”
… Böylesine sakin ve düzenli görünen yaşamda bile, geçmişte bir noktada mutlaka hayatın sekteye uğradığı bir zaman dilimi oluyor galiba. Yola çıkmak için ayrılmış bir dönem denebilir belki. İnsanoğluna mutlaka böylesi bir zaman dilimi gerekiyor herhalde.