İnsanlar birer ada gibiler, kimi büyük kimi küçük. Bir yaş gelir artık kendi adanıza hudutlarına varırsınız, daha ötesi yoktur işte, o kadarsınızdır. Mesele daha büyük olmaya çalışmak değil, mevcudu en güzel şekle getirmektir. Yani onca şeyi yaşamışsınız işte, neye benzetmişsiniz adanızı? Çorak bir yer mi? Yoksa çöl mü? Yoksa ormanlar mı yeşermiş? Tatlı çiçek bahçeleri mi yetiştirmişsiniz? İşte hayatın son safasında idrakine varacağınız yegâne hakikat budur, kendi sınırlarınız.
Ben de sıyrılabildiğim her şeyden sıyrıldım daha uzağa gidebilecek kadar hafif olmak için. Ama olmadı. Terk ettiğim herşeyin ağırlığı binle çarpılıp, beynime yerleşti. Hafiflmek bir tarafa, daha da ağırlaştım. Söküp attıklarım tonlarca kâbus olup döndüler bana....