Mutarrif b. Abdullah (rh.a.) oğullarından birinin vefat etmesi üzerine saçlarını taradı, yeni cübbesini de giyip kabilesinin yanına çıktı. Ona, "Oğlun ölmüşken senin böyle hiçbir şey olmamış gibi davranmanı doğru bulmuyoruz!" dediklerinde Mutarrif şöyle karşılık verdi:
"Böyle bir musibete boyun eğmemi mi istiyorsunuz? Vallahi dünya ve içindekiler benim olsa, Allah da kıyamet gününde bir içimlik su verme karşılığında bunları benden istese, o bir içimlik suyun karşılığı olacak bir değerde olmadıklarını düşünüyorum. Hal bu iken namaz, hidayet ve rahmet karşısında dünya ve içindekilerin değeri ne olabilir ki?"
Yetim görünce ağlardı
Bulgaristan'dan İzmir'e gelip de validesi vefat edince, babası bir daha evlenmiş. Abdullah Efendi'nin bir ablası, bir ağabeyi varmış. Uvey anneden de biraz zahmet çekmiş ki, Abdullah Efendi,
"Ben yetim büyüdüm" der; bir yetim gördü mü, ağlar, yardım etmeye çalışırdı.
Şöyle derdi:
Ben yetim büyüdüm. Yetimin kadrini Muhammed Mustafa Salallahü aleyhi ve sellem bilir ve yetimleri severdi. Niçin severdi, çünkü kendisi de bir yetimdi. Allah o büyük zatın pederini, daha annesinin karnındayken almış; sevgili validesini altı yaşındayken almış; dedesi Abdülmuttalib'i sekiz yaşındayken almış; on çocu-ğu olan Ebu Tâlib'in yanında kalmaya mecbur olmuş...
"Peygamberim, keşke benim başımı da okşasaydı..."
Mekkeliler ona, "yetîm-i Ebû Talib", Ebû Talib'in yetimi der-lermiş. Onun için, o büyük insan, yetimin ne olduğunu, yetimli-ğin ne demek olduğunu bilir... Onun için Medine sokaklarından geçerken, çocuklara selâm verir, yetimlerin başlarını okşar imiş."
Dertli kardeşimiz Abdullah Efendi, bu hüzünlü ifadesini, gözyaşları ile şöyle bitirdi:
"Ah keşke ben de o günlerde olsaydım da, Peygamberim be-nim başımı da okşasaydı..."
Mutarrif b. Abdullah (rh.a.) der ki:
"Allah'ın en sevdiği kulları; belaya uğradığı zaman sabreden, nimet verildiği zaman da şükreden, sabırlı ve şükredici kullarıdır."
İbni Sina olarak anılmaya başlandı
Ali bin Me'mun Hüseyin'e yüceliklerin babası anlamında Ebu Ali ünvanı verdi adı ve ünvanı tam olarak Ebu Ali el Hüseyin bin Abdullah ibn-i Sina olan Hekim Hüseyin şöhreti yayıldıkça halk ve meslektaşları arasında kısaca dedesine atfen İbni Sina olarak anılmaya başlandı.
9972. Abdullah (b. Mes'üd) der ki: Ebu Cehil sürüklenerek getirilip pis bir kuyuya atılırken Resolullah "Ebu Talib hayatta olsaydı kılıçlarımızın Kureyş'in ileri gelenlerini biçtiğini öğrenir ya da bilirdi" buyurdu.
rivayet etmiş ve şu şiiri ilave etmiştir:
Ebu Talib şöyle demişti.
Allah'ın Beyt'ine (Kâbe'ye) yemin olsun ki, yalan söylüyorsunuz, (bu iş) düşündüğüm gibi olursa kılıçlarımız Kureyş ileri gelenlerini biçecektir
Bir kavim zırhları içerisinde, yüklenmiş su dolu kırbaların sesi gibi ses çıkararak şahlanıp size saldıracaktır.¹
10.cilt
Ocak yayıncılık.2.baskı.İstanbul.Haziran 2015·Kitabı okudu