Keşfedilmeyi bekleyen bir kalemden, çarpıcı bir anlatı…
Katil 2419!
Bu kitapta psikoloji, korku, gerilim ve yer yer bilgi patlaması yaşatan güçlü bir distopya buluyorsunuz.
Hikâye iki arkadaşın sıradan hayatıyla başlıyor; tempo yükseldikçe kendinizi hiç beklemediğiniz bir dünyanın içinde buluyorsunuz.
İki zaman çizgisi iç içe ilerliyor:
2019’un tanıdık gerçekliği ile
2419’un kusursuzluk maskesi takmış, kontrolcü düzeni.
Bu iki katman birleştiğinde ortaya hem psikolojik hem toplumsal bir gerilim çıkıyor.
Sistem adı verilen bölgede insanların hayatları neredeyse tamamen kontrol altında.
Eşinizi, anne–baba–çocuğunuzu, inandığınız dini, içtiğiniz suyu… hatta tuttuğunuz takımı bile kendiniz seçemiyorsunuz.
(Gerçi takım yok, çünkü fanatiklik bu dünyada yasak!)
Kısacası her şey kural, her şey sınır.
Jen ve arkadaşları ise Sistemin bu baskıcı yapısına karşı bir açık bularak bir romanı simülasyon olarak yaşamak istiyorlar. Böylece kitabın başındaki hikâyeye yeniden, bambaşka bir açıdan giriyoruz.
Okurken defalarca “Bu nasıl bir dünya? İleride gerçekten böyle mi yaşarız?” diye düşündüm. Yazarın hayal gücü gerçekten nefes kesici.
Benim için Katil 2419,
okuru çözüme değil; düşünmeye sürükleyen bir deneyim oldu.
Her sayfasında hafıza, kimlik, suç, masumiyet ve sistem kavramlarını yeniden sorgulatıyor.
“Gerçek” diye bildiğimiz şeyin ne kadar kolay şekillendirilebildiğini görmek ise kitabın en ürpertici yanıydı.
Ve belki de romanı özetleyen his şu:
Karanlık bazen dışarıda değil; hatırlamadıklarımızdadır.