Tanrı, bütün insanları ellerini uzatır. O, birinin diğerinden daha fazla şeye sahip olmasını ya da birinin "Ben güneşte yatacağım ama senin yerin gölge" demesini istemez. Hepimizin yeri güneşin altıdır.
Ah sevgili kardeşlerim! Biz zaman için hiç dertlenmedik. Onu olduğu gibi sevdik. Siz peşinden koşmadınız zamanın. Ne dertop etmeye ne sonra parçalamaya çalıştınız. Zaman bize ne az geldi ne de bıkkınlık getirdi. Hepimizin istediğimiz kadar zamanı var, biz de onunla yetiniyoruz. Zaten yettiği kadarından fazlasını hiç gerek duymayız. Hedefimize hep zamanında varacağımızı biliriz. Biz de dolunayları saymasak da, Büyük Ruh'un istediği zaman bizi yanına çağıracağını biliriz.
Sanıyorum ki, çok sıkı tuttukları için zaman, ıslak elden kayan yılan gibi akıp gidiyor ellerinden. Zamanın kendisine gelmesini beklemez. Kollarını açıp, yakalamak için peşinden koşar. Zamanın huzur içinde güneşin altına serilmesini kıskanır, ister ki hep yakınında olsun, şarkı söylesin, iki laf etsin. Oysa zaman sessiz ve uysaldır, huzur ister, güneşin altında döşeğin uzanıp yatmak ister.
Avrupa'da zamanı olan çok azdır. Belki de hiç yoktur. Bu yüzden herkes yaşamın içine fırlatılmış birer taş gibi koşturur. Hemen hepsi yürürken yere bakar ve daha hızlı ilerleyebilmek için kollarını ileri savurur. Eğer durduracak olursan isteksizce, "Niye beni rahatsız ediyorsun?" derler. "Kaybedecek zamanım yok, sen de kendin zamanını değerlendirmeye bak." Sanki hızlı yürüyen insan daha değerli, yavaş yürüyenden daha yürekliymiş gibi davranırlar.
Zamanlarını yitirdikleri için, nereye gitseler peşlerinden bela ve korku getirirler. İnsanın ruhuna böyle bir şeytana girmesi çok kötüdür. İnsandan insana bulaşan, felakete sürükleyen ve hiçbir hekimin iyileştiremeyeceği bir hastalıktır.