16 Haziran'ın da var olduğunu, onun da en az 17’si kadar büyük bir evren olduğunu fark ettim. 17 Haziran'ın taşıdığı o muazzam yük, 16 Haziran kadar ağırdı. Çocuklukta her gün bir ton çeker.
Her şey çocuğun suçuydu, senin değil. Hiçbir açıklama yoktu, hiçbir özür yoktu, sakinleşmek için zaman geçtikten sonra bile. Sonra da ikiniz sessizce eve gittiniz. Çocuğun korkusuna dair tek kelime bile edilmedi. Her şey onun hatasıydı ve her zamanki gibi olan biten onun için bir muammaydı. Aklı almıyordu. Ama işte tam o sırada oldu. Eve dönüş yolunda arka koltuktan annesinin ensesine bakarken ince elini vites kolunun üzerinde görürken, önden gelen sarımsaklı kokuyu aldı. Hafif sarımsak dalgaları art arda arabayı doldurup kayboluyordu. Ve o an anladı. Bir yerde yemek yemiştin. Oğlun arabada tek başına endişeyle beklerken sen bir şeyler yemeye gitmiştin. Bunu bir daha hiç konuşmadınız, ikiniz de. Ama o düşündü, yıllar sonra bile arabayı dolduran o sarımsak kokusunu hatırlayacak. O günü asla unutmayacak, asla anlayamayacak. Oğlun arabada yalnızken gerçekten yemeğe mi gittin?