İnsanoğlunun acısı arzulamaktan, daha fazlasını elde etmek ve sahip olduklarını kaybetmemek istemesinden, bağlılıktan kaynaklanıyordu. Geçici bir dünyada ( her şeyin değiştiği, öldüğü,geçtiği) sahip olduğumuz her şeye böylesine bağlanmak bize kaybetme korkusunu yaşatıyordu.
Nehrin yakınında yozlaşmış şarkılar duyuluyor.
Bu boş kafalı, avare, modanın ve fantezilerin kölesi olmuş gençler
zevk denen şeye en kısa yoldan ulaşmanın
yollarını arıyorlar.
Gün doğmadan uyanmak isteyen tek bir kişi görmüyorum
ve de bastonunu alıp ormanlara doğru yol alan. Uzun ömür reçetesine uymaktır kalbin kargaşasını dindiren.
Arap inançlarına göre Cehennem haddinden fazla sıcak olan, insanların durmadan azap çektiği bir yerdir. Orada kaynar yiyecek ve içeceklerden başka bir şey yoktur. Neden mi ?
Çünkü Araplar sıcak bir coğrafyada yaşayan ve sıcaktan eziyet çeken bir topluluktur. O yüzdendir ki, onlar için en ızdırap yer böylesine sıcak bir yerdir.
Norveç mitolojisine göre ise; Cehennem (Niflheim) buz gibi soğuk yeraltı dünyasıdır ve oradaki bütün nehirler donmuş haldedir. Çünkü Norveçliler de, soğukta yaşayan ve soğuktan eziyet çeken bir topluluktur.
Peki ya gerçekte Cehennem neresidir? Buna en güzel cevabı veren ise Dostoyevskidir; "Cehennem insanın kalbinde sevginin bittiği yerdir."
Ve Osho ilave eder; "İyi insanlar cennete gider değil, iyi insanlar nereye giderse cennet orası olur."
Kitabımızın sonunda ikigai’nin yedinci kuralında da belirttiğimiz gibi; insanların çoğu şehirlerde yaşasa da düzenli olarak doğayla temas kurmalı, ruhunu beslemek için tekrar tekrar ona dönmelidir.