𝕭𝖎𝖗, İ𝖐𝖎 𝖛𝖊 Üç 𝕭𝖚𝖑𝖉𝖚𝖒 𝕾𝖊𝖓𝖎
Merhabalar Nasılsınız? Beni derinden etkileyen bir kitap ile geldim. Bazen bir kitabı eline alırsın ve daha ilk sayfalarda bunun hafif bir hikâye olmayacağını hissedersin Bir, İki ve Üç Buldum Seni tam olarak böyle bir kitap. Okurken sadece bir olay örgüsünü değil, bir zihnin içindeki karmaşayı, kırılmayı ve o kırılmanın insanda bıraktığı derin izleri takip ediyorsun.
“Öyle bir çağda büyümüştük ki nefretlerini ve kinlerini saklayan insanlar şimdi onların vücut bulmuş haliydi. Adaletsizliği uygulayan ile susan insan aynı suçu işliyordu, karşı çıkması bile en büyük yenilgi oluyordu. Zaten insanlığın ilk yenilgisini de susarak başlıyordu.”
Hikâye, çocuk yaşta annesinin öldürülmesine tanık olan Berfu’nun hayatına odaklanıyor. Bu tek bir an, onun tüm hayatını ikiye bölen bir kırılma noktası hâline geliyor. Zaman geçse de o anın ağırlığı azalmıyor aksine içinde büyüyen bir boşluk, bir öfke ve hesaplaşma isteğiyle şekilleniyor. Bu yüzden Berfu’nun yolu bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesine düşüyor. Ama burası onun için sadece bir tedavi alanı değil; aynı zamanda geçmişiyle yüzleştiği, zihninin karanlık taraflarıyla baş başa kaldığı bir yer.
Kitap ilerledikçe Berfu’nun yaşadıklarının sadece dış dünyayla ilgili olmadığını fark ediyorsun. Asıl savaş, onun kendi içinde. Hatırlamak ile unutmak arasında, affetmek ile intikam almak arasında gidip gelen bir ruh hâli. Okur olarak bazen onunla empati kuruyorsun, bazen de onun karanlığının içinde kaybolmuş gibi hissediyorsun. Yazar burada insan psikolojisinin ne kadar kırılgan ve aynı zamanda ne kadar karmaşık olabileceğini oldukça çarpıcı bir şekilde hissettiriyor.
Tam bu noktada Buğra karakteri hikâyeye dahil oluyor. Ama o, klasik bir kurtarıcı ya da net bir şekilde tanımlanabilecek biri değil.