"Beklemek, özlemek, beklemek, özlemek... Hayat bu iki kelimenin arasında sıkışıp kalmıştı işte. Ona, zorunlu bir Oblomovluk dayatılmıştı sanki. Bu düşünce bir an içini gıdıkladı. Oblomov, kendi tercihiyle divanında yatmayı seçmişti; onlar ise zorla bu soğuk ranzalarda uzanıyorlardı."
"Mutluluk için başka hiçbir şeye gerek yoktu, sadece nefes almak yeterdi. Ama insan, nefessiz kalmadan nefesin, hapsedilmeden özgürlüğün, ölümle yüzleşmeden yaşamın kıymetini bilemiyordu."