Yok öyle uçurumun kıyısına kadar koşup atlamamak; karanlığın içinde, gözlerini de kapatarak aydınlığa meydan okuyabilmekti savaşmak. Bir şeylerden vazgeçmem gerekiyorsa geçecektim. Direnmem gerekiyorsa direnecektim. Acı çekmem gerekiyorsa hiç sahipsiz bırakmamıştım ki onları. Yıldızları görebilmek için güneşin batmasını bekleyeceksek eğer durmazdım, kapatırdım tüm ışıkları.
Hepimiz yavaş yavaş deliriyorduk. Bütün canavarları bir fanusun içine kapatmışlardı, başka bir canavarı alt etmesi için. Canımızı kurtarmaya çalıştığımız anlara yenilip bizim de bir canavar olduğumuzu unutmuştuk. Kurtulduğumuz an birbirimize saldıracağımızı unutmuştuk.
Kimsenin olmadığı o yerde acı ve ateşlerin içinde kıvranırken kalbim durdu.
Ve bir daha kimse attıramayacaktı onu.
Ne yıllarca bana kul köle olan adamlar vardı etrafımda, ne saygıda kusur etmediğim anne babalar, ne beğendikleri her şeyi hediye ettiğim ve beni bir tehdit olarak görmesinler diye sürekli alçakgönülle davrandığım kız arkadaşlar ne uğruma şiirler yazan şairler ne de ailem vardı yanımda. Ne kolladığım vampirler ne intikamını aldığım cadılar ne dostum dediğim kimse...
Sadece kötü ruhlar vardı beni kollayan. Ve onlar da sadece bir sonraki veliahtlarını istiyordu benden.
Sadece ben vardım benim yanımda.
Ve ben dediğimden ne kalmıştı ki geriye; güzel bir yüz sadece.