Tesla, “üniversiteler bilim pazarlamıyor,” dedi. “Bilim adı altında statü pazarlıyorlar. Bu kurumlar, vasat zihinlere zırvalama hakkı tanıyor. Etrafım asık suratlı, boş kafalılarla sarılıyken nefes alamıyorum. İstemiyorum bunu! …
“Geride bırakamayacağımız ne bir insan var aslında ne de bir mekan,” diye tekrarladı vivekananda. “Bir gün, Bay Tesla, kendinizi dahi geride bırakacaksınız.”
Simalar, dağlar, granit evler anbean değişiyordu, tıpkı bulutlar gibi. Ama daha yavaşça.
Sonu gelmez bir dalgalanma ve çözülme içinde olan dünyada her şey buharlaşıyordu; nesneler, bedenler, varlığını sinemizde hissettiğimiz ufacık yıldız bile.
Ruh bile.
Bu kitaptan çıkarmış olduğum ilk ders, bir şey size aitse dünyanın öbür ucuna da gitse; kaç zaman geçse, kaç yaşanmışlık birikse de gelir ve bir şekilde sizi bulur.
Bunun yanı sıra insanın içindeki kötülüğün, kendine uzak ya da kendine yakıştırmadığı düşüncelerinin sahibi yine kendisidir ama insan hep bunu iter, başkalaştırır ve kendini masumlaştırır. Oysa kendini olduğu gibi kabul edip içindeki bu kötülüğü bu şeytan adını verdiği benliğini yok edebilir. Ama kabullenmek ya… İnsanın kendini tanıyıp kendini kabul etmesi bilgeliğe atılmış bir adımdır, kolay değildir.
Kitabı okuyacak olanlar için diyeceğim, güzel işlenmiş bir olay örgüsü, akıcılık ve duru olması yanı sıra eski türkçeyi görebilirler.
Özellikle eski türkçe kelimelerle yakın olanlar veya olmak isteyenler mutlaka Sabahattin Ali okumalılarmış meğer. Bunu da bu kitabı okuyarak çıkarmış oldum.
Güzel bir ders, duygularla dolu bir öykü, eski zaman esintileri yaşatan bir yolculuk oldu.