Bir kez daha, mutluluğun yalın ve azla yetinilen bir şey olduğuna kuşkum kalmadı -bir bardak şarap, bir kestane, bir yoksul mangalı, denizin uğultusu; başka hiçbir şey.
Gerçek mutluluk bu; hiçbir ün düşkünlüğü olmadan her türden üne kavuşmuşcasına, köpek gibi çalışmak; insanlardan uzak yaşamak, onları sevmek ve onlara gerek duymamak. Noel’de yiyip içmek, sonra da yalnız başına bütün olta yemlerinden kaçınmak; tepende yıldızlar, solunda kara, sağında deniz varken birdenbire yüreğinin içinde yaşamın son başarısını da sona erdirerek masala dönüştüğünü kavramak. 
Bir mutluluğu yaşarken ayırt edebilmemiz zordur; yalnızca geçtikten sonra, arkamıza bakınca -kimileyin de şaşkınlıkla- birden anlayıveririz nasıl da mutlu olduğumuzu.