Hayat gerçekten insanı değil, çoğu zaman insanı insana yorar. Ben de bunu defalarca yaşadım. Yabancıdan gelen bir söz, bir davranış kolay unutuluyor; çünkü zaten ondan bir beklentin olmuyor. Ama en yakının, yanında olduğunu sandığın, sırrını verdiğin, yüreğini açtığın birinden gelen en küçük kırıntı bile içini kavuruyor. Hani olur ya, gece uyumadan önce en güvendiğin birine kalbini açarsın, bir şey anlatırsın, hatta ağlarsın; sonra bir gün o kişinin en derininde sakladığın o sırrı hiç ummadığın yerde karşına çıkar. İşte o an, nefesin kesilir, içindeki bağ kopar.
Ben de bir keresinde buna çok yakındım. Çocukluk arkadaşım, neredeyse kardeşim dediğim biri vardı. Ona sonsuz güvenmiştim. Yıllarca beraber büyüdük, beraber düştük, beraber kalktık. Ama bir gün, farkında olmadan, en zayıf olduğum yerden öyle bir vurdu ki, içimde bir şeyler kırıldı. İşte o zaman anladım ki; dostun değil, dost bildiğinin açtığı yara daha derin oluyormuş.
İnsanı insana yoran şey aslında ihanetten çok, beklentinin yıkılışı. Çünkü kalbinin kapısını herkese açmazsın. Açtığında ise o kapının çalınmasını değil, yıkılmasını beklemezsin. En yakınından gelen bu yıkım, bütün dengeni altüst eder. Sanki evinin direkleri bir anda sökülmüş gibi. Yabancıdan gelen darbeler dışarıda kalır ama en yakınının sözü, davranışı, yüzü, gözleri kalbine saplanır.
Bazen düşünüyorum, belki de bu yüzden insan yalnızlığa daha çok sığınıyor. Çünkü yalnızlığın yükü ağır olsa da, ihaneti yok. Yalnızlık yorar ama güvenini çökertmez. İnsanın kendisiyle barışması kolay değil ama en azından kendi kalbine ihanet etmiyorsun.
hayat yolunda en çok acıtan şey, insanların arkana geçip sana değil, içindeki güvene vurmasıdır. Çünkü güven kırıldığında sadece kalbin değil, bütün hayatın tökezler.