Onları birbirine bağlayan ortaklık, her tür bedensel yakınlıktan daha mahremdi…
Hayat onların gecelerini ve gündüzlerini birbirlerininkine karıştırmıştı; birbirlerinin bedenini bildikleri gibi rüyalarını da biliyorlardı.
Daima doğru yerde olduğu için onu kimse asla görmezdi. Ve daima güler yüzlü olduğu için kimse ona, sevdiği adam çekip gitmişken ve sütünü içmesi gereken çocuk ölmüşken nasıl güler yüzlü olabildiğini sormazdı.
Sanki kemiklerinde, kanında, etinde bir şey saklıydı, zamanın ya da hayatın sırrı; bu sır hiç kimseye söylenemez, hiçbir dile çevrilemezdi, çünkü böyle bir sır kelimelere sığmazdı.