Zebultem, Gel Ruhuma Hükmet şarkısını çalıyordu. Genç kızlar sürekli onu dinlerken, seçmen rahibeler ne yapacaklarını bilemiyor, akıllar çalışmaya başlayınca cezalar da yağmaya başlıyordu.
Vicdan hayallerin, aşırılıkların, eğilimlerin kaosu, düşlerin fırını, utanç verici düşüncelerin barınağı, safsataların batakhanesi, tutkuların savaş alanıdır. Ara sıra düşünen bir insanın solgun yüzünden içeri sızıp o ruha, o karanlığa bakarsanız, orada, dış dünyanın sessizliğinin gölgesinde, Homeros’ta olduğu gibi devlerin savaşını, Milton’da olduğu gibi ejderhaların ve canavarların dövüşmelerini, hayalet bulutlarını, Dante’de olduğu gibi hayalî sarmalları görürsünüz. Her insanın içinde taşıdığı ve beyninin iradesini ve günlük davranışlarını umutsuzlukla ölçtüğü o sonsuzluk ne de kasvetlidir!
Zaten, mutlak gerçeği bulduğunu sanan bazı düşüncelerin düzeltilmesi gerekebilir, bir insanın gerçekten yanılgıya düşmemesi mümkün değildir ve içgüdünün özü kesinlikle yanılabilir, amacından uzaklaşabilir, yolunu şaşırabilir bir özelliğe sahiptir. Aksi takdirde zekâdan üstün olacak, hayvanın zihni insanınkinden daha çok aydınlanacaktır.