Zorlama yoktur merhametin özünde.
Cennetten yağan ferahlatıcı yağmur gibidir
Süzülür gelir aşağıya, yeryüzüne.
İki kez kutsanmıştır: Hem verene hem alana rahmettir.
O kudretlerin üstünde en büyük kudrettir.
Tahtındaki krala tacından daha çok yakışır.
Hükümdar asası geçici kudretin simgesidir,
Yürekleri titreten hükümdar korkusu gibi
Hükümranlıkta o korkunun dayandığı şeydir.
Oysa merhametin yeri bütün bunların üstündedir.
O kralların yüreğinde taht kurmuştur;
Yüce Tanrı’nın bir özelliğidir,
Merhamet adaleti yumuşattığı zaman
Dünyasal güç tanrısal güce yaklaşır.
Ah keşke soyluluk, unvanlar, görevler
Yalan dolanla kazanılmasa da,
O yüce onur, onu taşıyanın erdemleriyle ortaya çıksa!
Kim bilir şimdi başı açık kaç kişi şapka giyerdi o zaman!
O zaman emreden kaç kişi emir alırdı acaba!
O zaman gerçek onur tohumundan toplanıp alınmış
Kim bilir kaç yoksul köylü çıkardı ortaya!
Acaba ne kadar onur toplanırdı
Samanların altından, zamanın çöplüğünden
Işıldasınlar diye yeniden.
Eğer iyi olanı yapmak bilmek kadar kolay olsaydı, küçük kiliseler katedrallere, yoksulların kulübeleri de kral saraylarına dönerdi. Kendi nasihatlerini dinleyen kişi ancak bir rahip olabilir. Yirmi kişiye birden ne yapması gerektiğini öğretebilirim, ama o yirmi kişiden biri olmaya gelince iş değişir. Beynimiz duygularımızı dizginleyecek yasalar koyabilir, ama ateşli tutkular soğuk kuralların üstünden atlayıp geçer: gençlik denilen çılgınlık öyle bir tavşandır ki kötürüm olan doğru bir öğüdün ağlarının üstünden atlayıverir.