Bazen düşünürüm, ne kadar garip mahluklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikâyet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?
Fakirlik, içimizde etrafımızda ahenk bulunmak şartıyla -ve şüphesiz muayyen bir derecesinde- zannedildiği kadar korkunç ve tahammülsüz bir şey değildir. Onun da kendine göre imtiyazları vardır.
İnsan yaratılışı tam bir eşitliğe razı olamaz. Ufak tefek imtiyazların teşvikine de muhtaçtır. Diyebilirim ki, bizzat iyilik dahi, ancak ceza görmesi ve ayıplanması icap eden bir kötülüğün bulunmasıyla kabildir.
İnsanın kendini insanlığa dönüştürme süreci medeniyet kadar, ilk kanunlar ve ilk topluluklar kadar eskidir; şayet bugün binlerce yıl sonrasında ırklar, uluslar, sınıflar ve ideolojiler arasındaki yarığın bu denli derinleştiği bir aşamaya varmışsak, bireyler bütününden bir çeşit insanlık yaratma uğraşımızın kesin ve trajik bir yenilgiye uğradığını kabullenmek zorundayız demektir.