Beyaz Zambaklar Ülkesi, ortaokuldayken satın aldığım fakat kitaplık rafımda öylece kalan bir eserdi. Biraz tarihi, siyasi bir kitap olduğunu bildiğim için önyargılıydım ve sıkıcı olacağını düşünmüştüm ama hiç öyle değilmiş 1-2 gün içinde bitirdim. Daha önce neden okumamışım diyeceğim türden bir kitaptı ve kesinlikle herkesin ölmeden önce okuması gerektiğini düşünüyorum.
Kitap, Finlandiya'nın geri kalmış, Rusya ve İsviçre'nin himayesi altında, fakir ve sefalet içindeki bir ülkeden; nasıl modern ve güçlü, kendi bağımsızlığını ilan edebilmiş bir ülkeye dönüştüğünü adım adım tüm ayrıntılarına değinerek anlatan bir eserdir. Kitapta geçen “beyaz zambak” metaforu, bataklık gibi zor, çetrefilli bir ortamda bile temiz ve asil bir şekilde filizlenebilmeyi simgeliyor.
Finlandiya 19. yüzyılda Rusya'nın baskısı altında fakir, cahil, eğitimsiz ve umutsuz bir toplumdu. Fakat zaman içinde eğitim ve kültür seferberliği içerisine girerek kendini geliştirebilmeyi başarmıştır. Ülke, toplumdaki bireyleri bilinçlendirerek en önemlisi de halkın ihtiyaçlarını gidererek onları tıpkı yanan bir mumun alevinin diğer mumları tutuşturması gibi birer birer aydınlatarak ve eğiterek bir toplumsal devrim ve dönüşüm meydana getirmiştir. Bu dönüşümün en önemli ismi şüphesiz Johan Vilhelm Snellman'dır. O bir düşünür, siyasetçi, filozof ve yazardır. Finlandiya'nın bu şekilde kalkınmasına verdiği öğretilerle toplumu eğiterek çok büyük bir katkı sağlamıştır. Snellman'e göre kalkınma, yalnızca devletin çabasıyla değil; öğretmenlerin, din adamlarının, askerlerin yani toplumdaki herbir bireyin katkısıyla mümkündür.
Atatürk bu kitaptan çok etkilenmiş, Türk okullarında okutulmasını istemiş. Ülkemizde bu kitabın bu kadar popüler olmasının ana nedenlerinden birinin de bu olduğunu düşünüyorum. Zaten okurken
"Milyonlarca halk bedenen, fikren ve ahlaken çürüyor da kimse kokuşmuşluğu hissetmiyor. Herkesin koku alma duyusu bozulmuş ya da bu kokuya alışmışlar. Bunu doğal sanıyorlar."
"Ülke ahalisinin büyük kısmının böyle kalabalık ve cehalet içinde kalmasına tahammül etmek ayıptır. Medeniyetin nuruyla ışıklanan insanların buna kayıtsız kalması bir cinayettir. Devlet denilen şey üst katları geniş pencereli, yüksek tavanlı havadar ve ışıklı, bodrum katlarıysa karanlık, rutubetli, dar ve penceresiz bir şato değildir."
"Robinson'dan öğreniyoruz ki insan dünyanın ve dünyadaki hayatın hükümdarıdır. Robinson bize bu dersi kuru sözlerle değil, canlı örnekleriyle, fiiliyatlarıyla öğretiyor. İnsanın zekası, dehası, kudretli iradesi, tabiatın karanlık güçlerinin hepsinden üstündür."