Wolfgang Borchert’ın Kapıların Dışında adlı eseri gerçekten çok başarılı ve etkileyici bir yapıt. Metin baştan sona tiyatro formatında yazılmış. Bu da eserin akıcılığını artırıyor ve çok hızlı bir şekilde okunmasını sağlıyor. Ankara Devlet Tiyatrolarında da sergilenen bir oyun ama sanırım tarihini kaçırmışım. Yakalayabilseydim tiyatrosunu da izlemeyi gerçekten çok isterdim.
Kitabın merkezinde Beckmann isimli bir Alman askeri var. Beckmann, savaş için üç yıl boyunca Sibirya’ya gönderiliyor. Ancak geri döndüğünde hiçbir şeyi bıraktığı gibi bulamıyor: ne ailesini, ne karısını, ne de kendisine ait bir yeri. Kısacası tüm kapıların dışında bırakılıyor. Aslında kitabın özü de bu: savaşın ardından eve dönen bir askerin, ait olabileceği hiçbir yer bulamayışı.
Eser II. Dünya Savaşı sonrasında yazıldığı için, dönemin ruhunu çok güçlü bir şekilde yansıtıyor. Savaşın kahramanlık değil, tam tersine yıkım getirdiğini, insanı yalnızlığa mahkûm ettiğini, askerlerin ve çocukların bombalarla yok olduğunu çok sert ama yalın bir dille ortaya koyuyor. Bu yönüyle, “kahramanlık edebiyatı” değil, tam anlamıyla bir yüzleşme edebiyatı.
Benim en çok dikkatimi çeken nokta, kitapta yer alan diyaloglar oldu. Beckmann’ın Tanrı ile, Direktör ile, Öteki ile, vicdanıyla yaptığı konuşmalar hem çok etkileyici hem de düşündürücü. Borchert’in dili ise son derece sade, anlaşılır; ama bu sadelik aynı zamanda güçlü bir eleştiri ve hiciv barındırıyor.
Borchert’in kendisi de genç yaşta savaşa katılmış, savaş nedeniyle ağır hastalanmış ve çok kısa bir ömür yaşamış bir askerdi. Bu yüzden Beckmann karakterinin, yazarın kendi yaşamından izler taşıdığı açıkça hissediliyor. İşte bu da eseri yalnızca kurmaca olmaktan çıkarıp, aynı zamanda bir dönemin tanıklığına dönüştürüyor.
Kesinlikle herkesin okuması gereken