Adı gibi uzun, güzel bir hikayenin kapağı, isteksizce kapatıldı.Keşke daha uzun olsaydı.
Ali, dedesi ile Bulgaristan'dan kaçarak Türkiye'de gelir. Dede ve torun hayata birlikte tutunurlar.
Dede ölünce bir başına kalan Ali'nin hikayesine bir de aşk hikayesi karışır. Dünyalar güzeli Münire. Kızın belalı ailesine bu aşk fazla gelir. Aşıklar kaçarlar ve izlerini kaybettirmek için şehir, şehir dolaşırlar. Bu arada, bize onların kısa hikayesini anlatan, Mustafa dünyaya gelir. Mutlu ama oradan oraya savrulan bu ailenin bir son durağı olacak mıdır?
Ali, deli dolu, haksızlığa hiç gelemeyen biri olduğu için, hiç bir yerde tutunamazlar. Münire, sevdiği adamın elini hiç bırakmayan nazlı bir çiçektir. Mustafa, kah acının, kah mutluluğun, kah korkunun resmini gözlerinde hapseden küçücük bir kuş.
Kitap, bir yol ve kendini tekrarlayan kader hikayesiydi. Bir trende başlayıp, yine bir trende biten bir hikaye. Tren yolculuğunu çok sevdiğim için kitabı okurken bambaşka bir yolculuk yaptım. Yazarın okuduğum ilk kitabı oldu. Nasıl güzel bir anlatım, insanları nasıl gerçek resmediştir bu? Çok sevdim kitabı. En etkileyici kısmı; kaderin kendini kopyalayıp yapıştırmaya nasıl da meyilli olduğunun altının iyice çizilmesiydi.
*Yoruldum, genç yaşta bu hayattan....
*Dünyada ne insanlar var. Yüzü insan, içi odun.
*Hayat kitapla güzel.