Kendime karşı bir suç işliyordum ve bu başka insanlara karşı suç işlemekten çok daha kötü bir şeydi. Öyle olunca anlarsın işte neyin ne olduğunu. Neyin ne olduğunu bilemezsin. Kendine neler olup bitmekte olduğunu.
İnsan bazı günler havalarda uçacak gibi enerjik, bazı günler sonuna kadar dayanıklı bazı günler karaya vurmuş bir gemi gibi kederli, yol kenarlarında debelenip duruyor, sonra kan kusuyor, evet.
Halka açık bir yerin büyük salonunda sevdiğini tanıyamıyor insan.
İşte o zaman onunla dışarı çıkıp bir sigara içiyorum. İşte o zaman baş parmağıyla işaret parmağı arasında tuttuğu sigarasının hemen önünde çakmağı çakıyorum. Tam sigaranın ucu çakmağın ateşine denk gelsin diye bileğimi tuttuğunda. İşte o zaman onu tanıma duygusu içimi dolduruyor. İşte o zaman resim ortaya çıkıyor. Ya da sesler, sesler demeliyim belki de.
Oğlumun on yedi yaşındayken çekilmiş fotoğrafını buldum yine. Hayır. On yedi yaşındayken çekilmiş kendi fotoğrafımı buldum ve düşündüm: Bu resimdeki birilerinin oğlu. Ne kadar da cılızmış. Hâlâ ne kadar küçük, ama yine de; o masum, ama her şeye hazır yüz, neden.
….
Mutluluğun ne demek olduğunu öğrenmiş mi, bir pop şarkısında, bir küpün içinde olabilir mi mutluluk, bu fotoğraf nerede çekilmiş, nerede.