Tanımadığım ölülerin isimlerini okuduğum gece. Buydu benim hayatım yahut bundan böyle bu olacaktı. Her sevişmemde aramızdan ayrılanları anıyorum ben. Aşık olduğumda, şu anda mesela, silkelenirken bir tabutun üstüne toprak atıyorum. Kimin tabutu olduğunun bir önemi yok.
Bana kalırsa gölgelerin arasındaki o an tanıştık birbirimizle. Hayatlarınızın trajedilerini anlatmaktı bu birbirimize. Geçmişten bahsetmekti bu, neden o kuyuda, o böcek yuvasında olduğumuzdan, gecenin köründe neden kaçtığımızdan bahsetmekti. 
Ailesine sevdiği adamın ölmeden önce elini sımsıkı tuttuğunu ama sonrasında doktorun bunun sadece bir refleks olduğunu söylediğini anlatıyor. Kendimi ilk kez o zaman ona yakın hissettim işte. 
Başka bir deyişle, babamın yüreğinde uzun bir süre boyunca var olan bu ağırlık -günümüz terminolojisiyle travma- oğlu olarak bana da, kısmen de olsa, aktarıldı. İnsanların birbiriyle bağ kurması böyle bir şeydir, tarih de böyledir. Özünde "devamlılık" denen eylem, tam da bu ritüeldir. İçeriği ne kadar rahatsız edici olup ona sırt dönmek isteseniz de bir parçanız olarak sizde devam edecektir.
Eğer öyle olmazsa, tarihin ne anlamı kalırdı?