İnsanın iç sıkıntısı bazen fiziksel semptomlarla dışa yansır. Huzursuz bacak da bu dışa yansımalardan birisidir. Ömer Faruk doktorasını yurt dışında tamamlamış ancak doktorasının son yıllarında babasını kaybetmiş, babasını kaybettiğini de yaklaşık bir buçuk yıl sonra tesadüf eseri bir arkadaşından öğrenmiş. Bu gecikmiş kaybın sebebi kopmuş, dağılmış bir aile değil, aksine ailenin kişinin sınırlarını ihlal ederek onu koruma çabasıdır.
Fatmaanne hepimizin aşikâr olduğu Türk aile yapısının aslında temelini oluşturan güçlü, sevgi dolu, ailesini bir arada tutan kadın karakterdir. Öyle ki profesör olan oğlunun genç yaştaki vefatından sonra yurt dışında doktorasını yapan torununun bu durumdan etkilenmemesi için tezini bitirene kadar bu kaybın itinayla saklanmasını sağlamış. Aile olarak görevini yapmış, yeri geldiğinde torununu kendi acısından korumuş.
Geç de olsa kaybını öğrenen, bu sayede de doktorasını bitirmiş olan Ömer Faruk yıllar sonra memleketine İstanbul’a döner. Gençliğinde kendisini ne sağa koyabilmiş ne de solu onaylayabilmiş olmasına rağmen memleket meselelerine gözünü kapatmamış, aktif rol oynamış. Siyasi olarak hareketli geçen bu dönemde babasının ısrarlarından dolayı tahsilini tamamlamak için yurt dışına gitmiş.
İnsan bir yere döndüğünde aradan ne kadar zaman geçse de bıraktığı gibi bulacak sanıyor, belki de daha iyisini bulmayı umuyor ama gerçekte karşılaşılan manzara hiçbir zaman beklendiği gibi olmuyor. Bu hikâye bize yıllar sonra akademisyen kimliğiyle memleketine dönen karakterimizin akademiden özel sektöre kadar memleketin geldiği hâli bazen eski dostlarıyla sohbetlerinde, bazen bir sokaktan geçerken, bazen de yan masadaki iki kadının konuşmalarını dinleyerek öğrendiği sırada kendisine eşlik eden huzursuz bacağın hikâyesi. Karakter hikâyenin sonunda