“hafızanın bahçesi çoraklaşmaya başlayınca,” demişti o son akşamların birinde Celal, “insan elde kalan son ağaçların ve güllerin üzerine şefkatle titrer. kuruyup gitmesinler diye, sabahtan akşama kadar onları sulayıp okşuyorum: hatırlıyorum, hatırlıyorum ki unutmayayım!”
böyleydi işte hayat: kaza vardı, talih vardı, aşk vardı, yalnızlık vardı, neşe vardı, kader vardı, bir ışık, bir ölüm, ama belli belirsiz bir mutluluk da vardı; unutmamak gerekiyordu bunları.
aşk birisine şiddetle sarılma, onunla aynı yerde olma özlemidir. onu kucaklayarak, bütün dünyayı dışarda bırakma arzusudur. insanın ruhuna güvenli bir sığınak bulma özlemidir.