Mesela, bir dine hakikate gotürdüğü için değil de sırf ecdadının inancı olduğu için sıkı sıkı bağlanmanın niçin gerekli olduğunu sorgulamak istiyordu. Inanç, inanç değil de basit bir aile alıskanlığı mıydı yani? Belki de gerçek bir din yoktu, belki de sadece sonsuzca kusaktan kusağa devretme vardı. Ustelik insan bir hatayı da bir erdem kadar kolayca miras alabilirdi. Yoksa inanc, atalarımızın büyük bir hatasından baska bi sey değil miydi?
İlahi bir varlığın her insanın her hareketini izlediği fikri, gözlenenler için büyük bir sevginin işareti değil, korkunç bir saçmalıktı...Bir tanrının yapacak daha iyi işleri yok muydu? Hayır, dedi Hristiyan din adamları. Yoktu. Onun ilgisi, insana olan büyük sevgisinin işaretiydi. Cezası da öyleydi.
Hristiyanlar, imparatorluğun simge yapılarının ve tapınaklarının denetimini ele geçirmiş olsa da, cemaatlerine daha fazlasını istediğini söylediler. (Tanrı) Sadece yapılarla memnun olmadı. Dindarlığın ortaya çıkması da yetmedi... Bu Tanrı o kadar kolay kandırılamazdı. Dini törenler, tapınaklar ya da taşlar istemiyordu. O, ruhları istiyordu. İmpratorluktaki her yurttaşın kalbini ve aklını istiyor, talep ediyordu.