Aytmatov… Her okumamda aynı lezzet. Her okumamda yazılarını içtiğimi hissettiriyor bana. Yine aynı coğrafya içerisinde iç içe geçmiş anlatılarıyla sarıyor sarmalıyor bizi. Tertemiz dili, betimlemeleri, tanımlamaları, kavramları ve varlıkları ifade edişi ayrı ayrı tatlarda; sanki tam da “Evet ya, işte ben de böyle hissetmiştim!” dediğiniz türden. Her kitabında ayrı bir dünya. Kültürün, sosyal hayatın, anlatılan dönemin siyasi yapısının karakterler üzerinden çok iyi anlatıldığı içimize işleyen bir kitaptı Cengiz Han’a Küsen Bulut. Özek bozkırında hem Cengiz Han ile ilgili anlatılan metin hem Stalin Dönemi’nde aynı coğrafyada yaşananlar merak olgusunun ön planda tutularak anlatıldığı ve bağlantılarının kurdurulduğu bir anlatıya dönüşmüş. Kısaca son bir şey diyecek olursam: Aytmatov okuyalım, okutturalım..
Arka planda 2.Dünya Savaşı’nın ve İngiltere- İrlanda siyasi durumunu hissederken Frank’in ailesinin, kendinin ve çevresinin yaşayış şekline tanıklık ediyoruz. İstismar denilince aklımıza sadece fiziksel gelmemesi gerektiğini, her türlüsünün vahşet olduğunu anlatıyor kitap bize. Bundan daha acı olan bir şey varsa da yazarın kendi hayatını anlatıyor olması. Her bir satırda Allahım bu kadar sefalet, cehalet olamaz, olmamalı diyorsunuz. Özellikle babasının kendi çocuklarını bu sefaletin içine nasıl umursamadan itebildiğine sinir oluyorsunuz.
Yazarın cümleleri kısa ve net. Lafı dolandırmadan maruz kaldığı hayatı o kadar normalmiş gibi anlatıyor ki onun adına kahroluyorsunuz. Evinin ve üstünün kokusu burnunuza geliyor, açlığını iliklerinizde
hissediyorsunuz. Bir de din olgusunun hayatının her yerine sinmiş olması da hayatını hep bir ikilemde geçirmesine sebep oluyor. Sadece onun değil tüm çevresi için aynı şeyi gözlemliyoruz. Kısacası bir çocuğun gözünden hayatının nasıl değersizleştirildiği çarpıcı bir şekilde ele alınmış. Mutlaka okunmalı.
İçime içime damarlarım ilmek ilmek ayrıldı sanki Momo’nun hayatının dehşetini okurken. Bu kitabın bende bıraktığı hisle nasıl baş edeceğimi bilemedim. Her satırda onu o hayattan çekip almak istedim. Maruz kaldığı yaşamı normalleştiren cümlelerini okurken resmen sarsıldım. Madam Rosa için o yaşında sarfettiği çabada hangi duygunun beni
ele geçirdiğini tarif edemiyorum. Gerçeklerin, insanlık dramının, bu dünyanın kenarında kalmış bir çocuğun bakış açısından nasıl bu kadar iyi verilebileceği hayretine düştüm her satırda. Kitapta
ayrıca arka planda verilen din, ırk, savaş izleği insanların yaşamında bıraktığı izler için “Yetti artık ayrımınız, bi insan olamadık” dedirtiyor. Momo ve Madam Rosa’nın son sahnesini ömrüm boyunca unutmam, unutamam. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim.