Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Çok genç, çok saf ve çok başına buyruk olduğumu düşünüyorsun. Her şeyin fazlasıyım. Anlıyorum. İnsanlar bunu bana her zaman söyler. Olgun değilim."
"Ondan değil."
"Ama yanılıyorsun. Belki iki yıl önce yanılmıyordun. Seni gerçekten sevdiğimi söyledim, delice olduğunu düşünmüşsündür." Isabelle derin bir nefes aldı. "Ama artık delice değil, Gaëton. Hatta belki de bütün bu olanların içinde en mantıklı şey. Aşktan bahsediyorum. Önümüzde patlayan binalar, sınır dışı edilen, tutuklanan dostlar gördük. Tanrı bilir onları bir daha görebilecek miyiz?
Ölebilirdim, Gaëton," dedi sessizce. "Bunu 'liseli kız, oğlan onu öpsün diye uğraşıyor' şeklinde algılama. Bu doğru ve bunu sen de biliyorsun. Yarın ikimizden biri ölebilir. Ve benim pişmanlığım ne olur, biliyor musun?"
"Ne?"
"Biz."
Kuş ötüşü. Bir bülbül. Isabelle onun büzünlü bir şarkı söylediğini duyuyordu. Bülbüller kaybı anlatırdı, değil mi? İnsanı terk eden, sürmeyen ya da en başından beri hiç var olmamış bir aşkı anlatır. Bununla ilgili bir şiir vardı, diye düşünüyordu. Bir ağıt. Hayır, bir kuş değil.
Bir adam. Belki de ateşin kralıydı. Donmuş ormanda gizlenen bir prens. Bir kurt. Karda ayak izleri aramaya başlıyordu.
"Yapamayız!"
"Tabii ki yapamayız."
Ama birbirlerinin bakışları altındayken ikisi de yanlış insanı öpmekten daha kötü bir şeyin olduğunu biliyordu. Öpmeyi istemiş olmak en kötüsüydü.