"Yemek birkaç dakika içinde..." diye başlayıp arkasını döndü ve beni karşısında görünce durdu. Tişörtümün eteklerini kavrayıp reverans yapıyormuş gibi hafifçe eğildim. "Bana verdiğiniz bu elbise için minnettarım, efendim."
"Sen..." Sesi boğuktu.
Biri gelip yüzümün dünyadaki en güzel yüz olduğunu söylese bile içimde sadece hafif bir burukluk hissediyorum. Çünkü ben yüzümü sevmiyorum; biri günde yüz kere bana "güzelsin" dese ne fark eder? Yalnızca beni eleştiren, canımı yakan sözleri içime çekmeye devam edeceğim.
Artık depresyonu "zihin gribi" olarak tanımlamıyorum; benim kadar uzun süre -neredeyse ikinci bir gölge gibi- depresyonla yaşamış biri için bu hastalık, kısa süreli gripten ziyade, tedavisi olmayan kronik bir rahatsızlığa benziyor. Sürekli kontrol gerektiriyor ve bazen insan daha iyiye gidebiliyor ama ömür boyu sürecek bir yolculuk bu. Bu yüzden zihnimden "tamamen iyileşmek" kavramını silmeye karar verdim. Bu durumu kabullenip hep böyle olacak demiyorum elbette. Kendimi kötü hissettiğimde eski, tanıdık ve bencil eğilimlere başvurmamak için yollar arıyorum; yaralarımdan ötürü kendime acımamak, o karanlık kendime acıma odasına girmemek için çabalıyorum. Hissettiğim şeyleri gerçekten hissetmek istiyorum, acımı başkalarının acılarıyla kıyaslamak değil.