en canınızdan bezip "benden bu kadar," dediğiniz anlarda, bir oyunbozan çıkar ortaya. kendinizi yok etmeyi, en azından yok saymayı düşündüğünüz bir anda, birisi bir kahve ısmarlayıverir; ve bir kahveye fit olup, yaşama devam etmeye karar verirsiniz. değişen bir şey yoktur tabii - ve bu kimse yeni biri de değildir. bu, iyiniyetli olduğu sanılan, o anda yaptığının farkında olmayan insanlar yüzünden yüzlerce intihar önlenir; yüzlerce kopuk yaşam, çürük de olsa yaşamınızın rengine uymayan renkte iplikle dikilir. önüne bakıp da renk farkını gören, daha fazla dayanamaz; ama nasılsa bu pek sık rastlanan bir şey değildir.
yaşama hoyratça davranmaya alışkınım; çünkü bozuk para gibidir. edepsizce değil ama, yine de harcamak gerekir; yoksa, tedavülden kalkabilir. gerçi hiçbir zaman bu yaşadığım an kullanabileceğim param olmadı; ya zaman geçersizdi, ya da param-belki de ben... (aslında bunun yanıtını biliyorum.) bu nedenle, sahip olduğum şeyleri sanki parayla değil de, başka; bana ait olmayan bir zamandan çekip almışım gibi gelir.