Biliyorsunuz ilk kitabın sonunda Kestra, Olden Hançeri ile Lord Endrick'i öldürmek için yollara düşmüş ve aralarında aşk doğan Simon'ı yanına almamıştı. İkinci kitabın başında Kestra'nın Lord Endrick'i öldürmeye çalışmasını okuyoruz. Öldüremediğini söylemekten çekinmiyorum çünkü bir Türk mantığı der ki; o ölmez, zaten o ölürse kitap biter
İşte bu başarısız öldürme girişiminden sonra olaylar bir karışıyor ki sormayın. Bir yanda Halderianlar ve Koraklar birleşip hükümdarlıkla savaşıyor. Bir tarafta Kestra etrafında ki hainlerle savaşıyor. Simon desen sürekli yaralanıp duruyor cidden kitabı okurken ne çektin be Simon dedim. Gerçi üzülmüyorum ona çünkü kızgınım.
İkinci kitapta karşımıza çıkan Harlyn adında bir kız var. O da cüretkar bir şekilde Simon'a sulanıyor ve Simon da hiç hayır demiyor. Uzak dur benim sevdiğim var, başım bağlı demesini beklerdim ama hemen istemem yan cebime koy oldu. Ohooo Simon bey böyle her ona sulanana meyil edecekse işimiz var yani. Şimdi politik zorunluluklar falan diyebilirsiniz okuyunca ama daha o politik zorunluluklar yokken de gördük Simon efendiyi.
Kitapta aksiyon durdurak bilmedi. Bir yanda savaş var, bir yanda bir hain var ama kim olduğu da tam belli değil. Öbür taraftan Kestra yozlaşıyor mu acaba diye bir geriyor yazar sizi. Başka bir tarafa bakıyorsunuz orada Simon fingirdeme peşinde dönüp dolaşıp Simon'ın fingirdemesine geliyorum ama savaşın ortasında da yapmazsın be çocuk. Herkes düşmüş can derdine bunlar köşede only you bakışması yapıyor.
Kitabın sonunda Simon ağzından köpükler çıka çıka Kestra nerde diye kudurdu ama açıkçası bana geçmedi, hiç samimi bulmadım.
İkinci kitap açık ara ilk kitaptan daha güzeldi. İnanılmaz aksiyon doluydu ama bence en oha dedirten yer sonuydu. Sonunda öyle bir şey oldu ki dedim bu iş Game of