''Neden insanlar bağırmadığınız sürece sizi duymuyordu? Oysa en büyük çığlık sessizliğin rahatsız edici o burukluğuna gizlenmemiş miydi? Neden bunu görmek için illa dünyayı ateşe vermemiz gerekiyordu? Bir kibrit ateşinin aydınlığı neden yetmiyordu insanları doyurmaya?''
''Uyu ki unut büyümediğini. Yaşayamadığını unut. Uyu ki görme nasıl bir dünyada yaşadığını. Uyu ki görme nasıl bir hayata mahkum edildiğimizi. Uyu ki görme dünyanın her bir yanında dili, dini, ırkı, ne olursa olsun çocuklara yapılanları. Şen kıkırdamaların yükseleceği bahçelerde ölüm kokulu çığlıkları duymadan uyu. Oysa çocuklar; ölmek için, korkmak için, ağlamak için, savaşların ortasında kalmak için, annelerinin koynundan koparılmak için...Çok fazla çocuklar.''
''Bir çölün ortasında, hiçliğe karışmış bir su damlası arar gibi çıkış yolunu arıyordum. Çaldığım bütün kapılar ardı ardına yüzüme kapanırken ben canım pahasına koşmaya devam ediyordum. Sanki kapılar açılmazsa değil ama koşmazsam canım elimden gidecekmiş gibi. Hayatımın kördüğüm olmuş ilmekleri birbiri ardına sıralanıyordu, her ilmekte ruhumdan bir parça daha yitiriyordum.''