Eğer Sen bana dargın değilsen başıma gelen eziyet ve işkencelere aldırmam. Ancak Sen’den gelecek bir himaye ve koruma çok daha hoştur. Öfke ve gazabına uğramaktan; karanlıkları aydınlatan, dünya ve ahiret işlerini düzene koyan Zâtının nuruna sığınırım! Sadece Sana sığınır ve Sen’in rızanı dilerim.
Nihayet, Tâif’ten uzaklaşarak dinlenmek için mola verdiler. Bir ağacın altında oturan Hz. Muhammed (s.a.v)’in ayakkabıları kanla dolmuştu. Sığındıkları yerdeki bağ, Kureyş’in ileri gelenlerinden Utbe bin Rebîa ve kardeşi Şeybe’ye aitti. Onlar Peygamberimiz (a.s.m)’ın akrabalarıydı. Allah Resûlü (s.a.v) Mekke’de kendisine çok eziyet eden bu insanları görünce rahatsız oldu ve onların yanına gitmedi. Biraz dinlendikten sonra kalktı, iki rekât namaz kıldı. Sonra ellerini kaldırarak Rabbine yalvarmaya, dua etmeye başladı:
“Ve dediler ki: Bu Kur’an, iki şehirden bir büyük adama indirilse olmaz mıydı?
Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.”
Zuhruf Sûresi, 43/31-32