“Zambaklar Çiçek Açtığında” aslında en alakasız anda en beklenmedik uygulamada hikayesini görüp merak ederek aldığım bir kitaptı. Kitabı okuyana kadar amatör bir eser olduğundan bu yüzden de fazla beklentim olmayacağından arkadaşlarımı bile haberdar etmiştim. Gerçekten de edebi anlamda birçok açıdan eksikleri olsa da daha gencecik bir kızın hayatı, aşkı keşfedişini okurken zaten aklınıza gelen edebi yön olmuyor. Çünkü bu hayat. Hayattan bir şeyler içeren bir kitap okurken illa onun süslü cümleler ve betimlemelerden eksik olması, onu anlayamayacağınız ya da okurken zevk almayacağınız anlamına gelmiyor.
Beklenmedik bir şekilde daha önce yaşamadığım birçok duyguyla dolu olsa da bu kitap beni ağlatmayı çoğu sayfada başardı. Tanımadığım birinin daha önce kendimde tanımlamadığım duygularını okuyordum, bu kadar duygulanacak bir şey yoktu. Ancak bu benim arkadaşımın, yolda gördüğüm kombinini beğendiğim ablanın, üç çocuklu teyzemin, yıllarca ders veren öğretmenimin, belki de her gün okulda görünce nefret dolduğum o kızın hikayesiydi.
Birini sevmenin verdiği o saf heyecanın, onu görmek için sayılan günlerin, minicik bir karşılaşmada yüzde oluşan gergin gülümsemenin, yan yana gelince atılan kaçamak bakışların, acaba bana bakıyor mu diye sorulan soruların hikayesiydi. Kısacası gençliğin baharında yaşanan bir aşkın hikayesi. Karşılıksız bir aşkın sözcükleri, kelimeleri, cümleleri, paragrafları.
Belki de beni bu kadar duygulandıran zaten bu duyguları Öyküyle beraber hissetmekten, geçmişte yaşadığım ortak hislerin peşine düşmekten, onun gibi bir gün aşık olmayı gerçekten istemekten geliyordu. Geçmişte kalbimde o heyecanı, o hayal kırıklığını, üzüntüyü, sevgiyi, çıkarılan dersleri taşımıştım belki ben de. Ve bu kitap onu gün yüzüne çıkaran bir parçaydı sadece.
Daha gidilecek çok