Gündüz Düşleri, edebi açıdan her cümlesiyle beni tam anlamıyla tatmin eden bir eser oldu. Dünyadaki su götürmez adaletsizlik ve sistemin çürümüşlüğü, derin anlatımlarla şiirsel şekilde eleştirilirken; bazen de hiç beklenmedik anlarda tüm çıplaklığıyla tokat gibi yüzünüze vuruluyor.
Bu toprakların otuz kırk yıl önce bile bugünle aynı dertlerden muzdarip olduğunu okumak içimi sızlatsa da; benzer olayların ve düşüncelerin yıllardır var olduğunu bilmek bugün hissettiğim yalnızlık ve umutsuzluk duygusunu dağıttı. Bu düşünce ortaklığı, bence eserin zamansızlığının en büyük kanıtı.
Cem Savran toplumsal ve siyasal çürümeye karşı, kendi dünyasındaki tüm yaşanmışlıklarla temellenen düşünce ve çıkarımlarını hiç sakınmadan ortaya döküyor. Üstelik bunu dikkat çekmek için kullanılan sloganvari cümlelerle değil; metaforlarla bezeli, şiirsel bir dille yapıyor. Öyle ki masalar, sandalyeler, kapılar ve kitaplar bile bu anlatıda dile geliyor.
Yazar, insanoğlunun rezilliğini de vezirliğini de derin felsefi ve psikolojik bakış açılarıyla anlatıyor. İçimizdeki en ilkel duygulardan en entelektüel görüşlere kadar her uca değinen, insanı her yönüyle ele alan bir eser. Karakterin bir fikri ortaya atıp hemen ardından kendi içinde o fikri sorguladığını görüyoruz; bazen kendine kızıyor, bazen de kendini onaylıyor. Kitabın en sevdiğim yönlerinden biri de işte burası oldu. Kendi içinde girdiği bu sürekli hesaplaşma sayesinde yazar, bize çok yönlü bir düşünce alanı açıyor.
Kitaptaki alıntılar, atıflar ve akımlar okura ikram edilen güzel şekerlemeler gibi; tabii bunların bazıları da yer yer sarsan cinste göndermeler. Yazarın çok yönlü birikimi sayesinde, daha önce okuduğunuz bir eserden alıntıyla karşılaşmak ya da ismi zihninizden silinmiş birini yeniden hatırlamak kitabı çok keyifli